‘’Şık’’ olmayan hareketler

Gençlerbirliği-Beşiktaş maçının sonlarına doğru Gençler’in verilmediği iddia olunan penaltısından sonra ‘’Alkaraların’’ Başkanı İlhan Cavcav hakemlere veryansın edip penaltının kasıtlı olarak verilmediğini ima eden şeyler söyledi. Kartalların çiçeği burnunda teknik adamı Şenol Güneş  bir çıkış yaptı; Başkan o kadar uzağı görebiliyor mu? E şık durmadı bu. Kendisi için söylenen ‘’şık giyinmeyi bilmiyor!’’ söylentisinin şık olmadığı gibi…

Q7’yi kazanmak uğruna forvet arkasında orta sahanın hemen önünde yani gidiş ve dönüşün subabında bir yer bulmuş ve maçı buradan kazanacağını varsayan bir değerlendirmeyle sahaya sürmüştü.  Aksın tam ortasında ileri ikilinin tam arkasında ve orta göbeğin-böyle tanımlanırdı eskiden-tam önünde. Yani dimdik olacağı bir pozisyonla varlığını ortaya koymasını istemişti Portekizliden Şenol Güneş. Bir yan forvetten, bir açık oyuncusundan-hem de buz gibi-trivela düşkünü bir tribün şövalyesinden, oyununu orta yapmakla taçlandıran bir şölenciden, arada gol bulursa bizi sevindiren bir şovmenden… Hata Q7’de değil bu nedenle. İşin Q7 tarafı bu.

Şenol Güneş Bursaspor’dan Beşiktaş’a bir teknik adam olarak yol alırken Timsahların başkanıyla girdiği diyaloglarda da geçen akşam maçın ardından Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav’a yaptığı göndermede de hem sevenlerini, yanında olanları hem de muhataplarını üzmedi değil. Kendisini nasıl üzdülerse  zamanında. Bir tek şey geliyor aklıma; biriktirdiği ne varsa ve emeğine saygı duyulmasını istiyor Güneş. Bunda bir problem yok ama. Sorun saygı görmek isterken söyledikleri/yaptıklarında… Ne Bursapor Başkanı Recep Bölükbaşı ne de Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav’a yaptığı göndermeler ‘’vakar’’ duruşuna ‘gitmedi’ ‘’şık’’ durmadı yani.

 

Oysa kendisinin ‘’şık’’ olmadığını söyledikleri dönemde ne kadar üzülmüş/üzülmüştük hatırlasa… Biz yardımcı olalım; "Şenol Güneş işsizdi. Haluk Ulusoy, Karadenizli hemşehrisini Türk Milli Takımı"nın başına getirerek onu işsizlikten kurtardı." "Şenol Güneş, Türk Milli Takımı"na birkaç gömlek dar gelir." "Şenol Güneş"in karizması yok. Üstelik giyinmesini de bilmiyor. Onun Türk Milli Takımı"nda başarılı olması imkansız."

 

"Avucunun içindeki şampiyonluğu F.Bahçe"ye kaptıran biri bu işi başaramaz."

Net bir cümle daha sıkıştıralım araya; "Bu iş Şenol Güneş"le olmaz" Ana gerekçe 16 Ağustos 2000 tarihinde Saraybosna’daki maçtan 2-0 yenik ayrılmamızdı. Ardından ilk eleme maçında Moldova’yı 2-0 yenmesine rağmen salvo atışlar durmadı. Çok bilir yazar tayfası açıkça ‘’sünepe’’ demeye getiriyorlardı. Hem giydiği takıma hem sahaya sürdüğü takıma. Abartmıyorum. Resmen buydu hissiyatı ortamın alemin. Güneş bir röportajda şöyle söyleyecekti;  "Karesiz gömlek işime engel değil… Ben 20 yıl futbol oynadım, 13 yıl da antrenörlük yaptım. Hayatım boyunca hiç boş durmadım, işsiz kalmadım. Trabzonspor"dan sonra bir sezon Antalyaspor"da, iki-üç ay kadar da Sakaryaspor"da çalıştım. Oyuncuların problemleri vardı, verilen sözler yerine getirilmemişti, kendim ayrıldım. Daha sonra, bugün 1. Lig"de oynayan takımların çoğundan teklifler aldım; ancak ben çalışmak istemedim. Problem saha içiyle ilgili değildi, yönetimlerle ilgiliydi. Bir de uzun yıllardan beri hiç ara vermeden çalıştığım için biraz dinleneyim, dedim. Bir insan sürekli çalışarak iş yapmış sayılmaz. Dinlenirken de çalışabilir, iş yapabilir. Ben de öyle yaptım. Hem dinlendim, hem de kendimi geliştirdim. Yurt dışında maçlar izledim, seminerlere katıldım… Kimse benim işsiz kaldığımı iddia edemez. Bırakın Gaziantep"i, Bursa"yı, bana geçen sezon başında Trabzonspor"un her şeyini teslim ettiler; ancak istediğim şartlar oluşmadığı için kabul etmedim. Bence para her şey demek değil."

 

Ve devam ediyordu: "Ben kesinlikle "Karesiz gömlek yakışmamış, elbisesi bol gelmiş, Trabzonlu olduğu için göreve getirildi" gibi eleştirileri anlayışla karşılayamam. Giyim tarzım işime engel değil. Herkes istediği gibi giyinir, hiç kimse karışamaz. Kaldı ki kalitesiz de giyinmiyorum. İşte, üzerimdeki elbiseler Sarar’dan. Daha ne yapmam lazım acaba? Bu tür eleştirileri yapanların iyi niyetli olmadıklarını düşünüyorum. Terim’e de, Denizli’ye de aynı şeyler hep yapıldı, bana da yapılıyor. Benim yerime başka birisi gelseydi ona da aynı eleştiriler yapılacaktı. Ben bunlara kafa yormuyorum. Bu tür eleştirilerle Türk futbolu ilerlemez. Kamuoyu artık bilinçlendi, bu tür eleştirilere kimse itibar etmiyor artık. Ben de itibar etmiyorum."

 

Ne kadar itibar etmese de eleştiriler boynuna asılmış ağırlık gibiydi Güneş’in. Ve ama bir dakika; hiç birine bu kadar gergin yanıt vermemişti. Hiç birinde şık olmayan bir tek kelime çıkmamıştı ağzından.

Dünya 3.’sü olup Türkiye’ye döndüğünde de aynı vakarı korumuştu.

Şimdi ne oluyordu ki?

Yolunda gitmeyen neydi?

Bir saniye; sakın yaşlılık emareleri gösteriyor olmasın? Öyle ya 60’larını aştı Şenol Güneş.

Hal böyle iken asıl merak ettiğimiz konu da şu; ‘’Yaşlılar haftasında ne diyecek acaba?’’

Bir tek şey öneriyorum deneyimli hocaya; aman benim gibi gözleri uzağı seçemeyenlere karşı daha nazik olsun…

Onu biz hep zarif halleriyle hatırlıyoruz çünkü… Ve Kel Mahmut hoca eminim böyle yapmazdı.

 

 

 

 

 

Önceki İçerikKürt sorunu; uluslararası ve yerel destek
Sonraki İçerikMültecilerle birlikte kaybolduk