Amerikan siyasetinde büyük sarsıntılar yaşanıyor. Bunların başında Amerikan halkında Siyonist terör örgütüne karşı yaşanan tarihi uyanış geliyor. Gazze’deki soykırım bütün bir kuşağı gerçeklere uyandırdı. İran’a saldırı perdeyi yırttı. Amerika’yı soykırımcı bir terör örgütünün kölesi yapan ve Amerikan demokrasisini çürüten lobi ve odaklar, ülkeyi İran’a karşı savaşa sokarak bütün kibir ve sahtekarlıkları ile kendilerini faş ettiler. Saf bir kötülük ve onyıllarca devam etmiş şeytani bir aldatma artık doğal sınırlarına ulaştı. Trump bile yoruldu onlara kölelik yapmaktan.
Bir Yahudi-üstünlükçü silah olarak kullanılmaktan başka bir fonksiyonu kalmayan antisemitizm suçlaması artık çöp oldu. Antisemitizmden bahsedenlerin antisemitizm gibi bir dertlerinin olmadığı anlaşıldı. Nitekim Batı toplumlarında sahte antisemitik saldırılar organize etmek suretiyle hem mağduriyet devşirmek hem de baskı kurma stratejisi uyguluyorlar. Para vererek adi suçlulardan antisemitizm histerisi üreterek Batı toplumlarını kölelikte tutma çabaları artık çuvala sığmayan mızrak gibi. Bugün artık netleşmiş olan gerçek şudur: Onbinlerce çocuğun ve sivilin katledilmesini mümkün kılmak ve insanlığa karşı suçları görünmez kılmak için kullanılan bir silahtan başka birşey değildir antisemitizm suçlaması. Aktif olarak Siyonizm karşıtı olmayan (Yahudi veya değil) hiçkimsenin antisemitizmden söz etmeye ahlaken hakkı yoktur.
Özetle, ırkçı bir ideoloji olan Siyonizm ve onun terör örgütünün insanları katlederken bile mağdur rolü oynadığı propaganda tiyatrosu artık işlemiyor. Goyimin gözüne indirilen perde yavaş yavaş kalkıyor. Artık herkes herşeyi görüyor. Ortadoğuda soykırım yapan terör örgütü Amerikan halkının ve Amerikan demokrasisinin düşmanıdır. Siyasileri satın alınmış, istihbarat örgütleri ve ordusu tecavüze uğramış olsa da Amerika’nın halkı gerçekleri görüyor.
Terör örgütü bu son hamlesini yaparken halkı kaybetse de elinde tutacağı bir siyasi-askeri şiddetin Amerika’ya hükmetmek için yeterli olacağını düşündü. Zaten artık önümüze çıkanı ezeceğiz diye düşündükleri için kendileri de gizliden manipülasyon modundan doğrudan tehdit moduna geçtiler. İran’da istediklerini yapabilseydiler bugün bütün dünyanın patronu gibi konuşan bir terör örgütü görecektik. Yine de genel stratejileri bu istikamette devam ediyor. Artık Amerikadan doğrudan para yardımı almayacaklar, Amerikan ordusuna bir köle ordusu olarak doğrudan hükmetmeyi mümkün kılacak istihbari-askeri entegrasyon için yasa yaptırıyorlar. Amerikanın bütün mahrem kurum ve bilgilerini terör örgütüne vermeyi zorunlu kılacak bir yasal düzenleme için piyonları harekete geçmiş durumda. Bununla ileride Amerikan polis ve askerini Amerikan halkıyla çatıştırıp iç savaşla Amerika üzerindeki hakimiyetlerini sürdürmek isteyecekler.
Ayrıca terör örgütü örtük biçimde Amerikayı nükleer silahla tehdit ediyor. Daha da önemlisi bütün insanlığı Samson seçeneği adını verdiği bir tehdit ile yani herkesi nükleer bir katliam ile tehdit ediyor. İnsanlık tarihi saldırganlıklarla doludur. Ancak bu denli bir psikopatlık görülmemiştir.
Literal olarak insanlıktan nasibini almamış böyle ilkel bir kabilecilik kendini tanrı, bütün insanlığı ise köle ve düşman olarak görüyor. Sorun böyle bir zihniyetin bir süpergücü ele geçirmesidir. Avrupa’da ortaya çıkan bir hastalık, bir ırkçı-üstünlükçü ideoloji, Ortadoğu’ya cebir ve hile ile enjekte edilmiştir. Kötülükten lezzet alan bir terör örgütünün aslında bir politik kanser olduğu her geçen gün daha çok insana aşikar oluyor. Şimdiden kanserin yayılacağı coğrafyayı ve bulaşacakları ülkeleri (Türkiye, Mısır vd) açıkça tehdit etmekten çekinmiyorlar. Fakat İran savaşında tokadı yediler. Sırada Amerikan halkının sillesi var. Eğer ikinci bir 11 Eylül ile önünü almak yoluna gitmezlerse o da gelecek. Bütün bir insanlığı tehdit eden bu psikopat örgütün insanlık namına tasfiye edilmesi gerekiyor.
Amerikan halkı şunu görmeye başladı: Bugüne kadar İslam korkusu enjekte eden odakların asıl amacı Amerikayı sömürmek ve Filistin’de işgal ve katliam yapan politikaları meşrulaştırmakmış. Bu üçkağıdın anlaşılması, Amerikanın muhafazakar ve dindar kesimi başta olmak üzere tüm kesimlerinde İslama ve Müslümanlara daha bir merak ve sempatiyle yaklaşma eğilimini doğurdu. Aslında bütün bir İslam karşıtı histerinin doğrudan bir şekilde terör örgütünün fabrikasyonu olduğu açığa çıkıyor. İslam fobisi siyonist işgali örten bir sis bombası olarak kullanılmış. Vaktiyle Pat Buchanan Amerikan kongresinin de Filistin toprakları gibi “siyonist işgali altındaki topraklar” olduğunu söylerken herkesin bildiği ama kimsenin telaffuz etmeye cesaret edemediği bir gerçeği dile getiriyordu.
Gariban Müslümanları itham ettikleri herşeyi meğer kendileri yapıyormuş da oradan bilip projekte ediyorlarmış. Mesela, ortada fol yok, yumurta yokken şeriat korkusu yaratıp anti-şeriat yasa yaptıranların aslında kendi şeriatlarını ve/ya üstünlüklerini herkes için kanun hükmüne getirdiklerini öğreniyoruz. İşte bu şeytani propaganda büyüsü bozuluyor, Amerika uyanıyor.
Demokrat Parti içindeki önseçim yarışında Demokratik Sosyalist adayların başarısı da önemli bir gelişme ve büyük Amerikan uyanışının bir parçası olarak okunmalı. Mamdani’nin başarılı performansı karşısındaki çaresizlik, Müslüman adayların aktif siyasette yer alma konusundaki artan istek ve başarıları da Amerika’yı lobi ve terör ile kontrolü altına almış olan örgütü rahatsız ediyor. Terör örgütüne karşı olmak gittikçe tabu olmaktan çıkıyor. Korku ve sindirme statükosuna yenik düşmüş olan her iki parti de alttan gelen dip dalgaya karşı gittikçe zorlanıyor.
Bununla beraber geçen günkü önseçimlerde artan Müslüman aday görünürlüğünü çok abartmamak lazım. Çünkü New York gibi metropollerdeki trendler ülke genelinde aynı şekilde yankı bulmaz. Yine de yeni kuşağın bu ilk dalgası demokrasi ve statükonun değişimi noktasında ümit verici. Bu arada önseçimde adaylığı kazanan Demokratik Sosyalist isimlerden biri (Darializa) CUNY’de verdiğim Amerika’da Müslüman kimliği konulu master/doktora dersinde öğrencilerimden biriydi. Hak savunuculuğundan siyasete geçiş yapmış. Dominikli genç, cesur ve hakperest bir aktivist idi. Ayrıca birkaç yıl önce de Müslüman olmuş. Artık Amerikancaya dahil olan tabirle “inshallah” muvaffak olur. Amerika’nın çehresi post-siyonist bir yenilenmeye doğru tabandan yukarıya doğru değişiyor. Müslümanlar da bu değişimin önemli ama küçük bir parçası.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.