SerbestiyetSerbestiyet
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Ruhi Çenet’in Hasidik videosu “Yahudi oyunu” mu?

Ruhi Çenet’in Hasidik videosu “Yahudi oyunu” mu?

Yahudiliğin en marjinal hatta karikatür versiyonu olan Hasidikler ile fazlasıyla ilgilenmek, dikkatleri modern seküler Siyonistlerden uzaklaştırıp şekilciliğe, dinsel detaylara takılıp kalınmasına yarıyor. Oysa Hasidikler Yahudiliğin sadece küçük bir dairesi olmakla birlikte ne Yahudiliği ne Siyonist lobiyi temsil ediyorlar. Ruhi Çenet’in 40 milyon izlenen videosu açıkça Filistinli çocuklar için bağış çağrısıyla başlıyor, cemaatten ayrılmış seküler bir Yahudinin eleştirilerini de içeriyor. Peki böyle bir tabloya neden izin verdiler?

YouTuber Ruhi Çenet, 26 Ağustos 2026’da yayımladığı, New York’taki Hasidik Yahudileri konu alan “Dünyanın En Gizli Yahudi Topluluğu” belgeselinde topluluğun içinde 48 saat geçiriyor.

Yaklaşık 40 dakikalık yapımın asıl ilginç tarafı, Hasidik Yahudileri yalnızca bir dinî topluluk olarak değil, modern New York’un içinde kendi hukuki, ekonomik ve sosyal düzenini kurmuş bir cemaat olarak göstermesi. Bu, “modern şehre karşı geleneksel dinî hayat” karşıtlığını görünür kılıyor.

Ancak burada önemli bir ayrım var: Hasidik Yahudiler bütün Yahudileri temsil etmiyor. Hasidizm, 18. yüzyılda Doğu Avrupa’da ortaya çıkan ve bugün özellikle Haredi/Ultra-Ortodoks Yahudilik içinde yer alan çeşitli cemaatleri kapsayan bir hareket. Dolayısıyla videodaki uygulamaları “Yahudiliğin tamamı böyledir” şeklinde genellemek doğru olmaz.

Kapalı topluluklarda dışarıdan bir kameranın içeri girmesi genellikle tamamen serbest bir süreç değildir. Hangi mekânların gösterileceği, kimlerin konuşacağı ve hangi konuların ele alınacağı önemlidir. Yapım iki günlük günlük yaşamı yansıtsa da Haredilerin siyasi hedeflerini, ABD toplumuna bakışlarını, kendileri dışındaki toplumsal ve dinî kesimlere dair inançlarını detaylı biçimde yansıtmıyor.

Haredi sinagogunda ortaya çıkan tünel skandalına da çok az yer veriyor. Tüneller hakkında hiç de ikna edici olmayan haham açıklamasıyla yetiniyor.

Dolayısıyla “izin verdiler” ile “her şeyi göstermesine izin verdiler” aynı şey değildir.

Video kısa sürede 40 milyon kez izlendi. Yapımın gördüğü ilginin ardından birçok sosyal medya kullanıcısı, “Bu topluluk kendisi hakkında olumsuz izlenim bırakabilecek bir videoya neden izin verdi?” sorusunu sormaya başladı.

Çenet’in başarısı karşısında verilen tepkiler, toplumda Yahudilere yönelik dolaşımda olan komplo teorilerinin etkisini de gösteriyor.

Peki gerçekten de dış dünyaya bu denli kapalı Yahudi cemaatlerinin içine nasıl girebilmişti?

Bu yapım açıkça Filistinli çocuklar için bağış çağrısıyla başlıyor, cemaatten ayrılmış seküler bir Yahudinin eleştirilerini de içeriyor. Yapım objektifliğini korurken eleştirel tonunu da sürdürüyor. Peki böyle bir tabloya neden izin verdiler?

Hasidik Yahudiler tek bir cemaat değil; farklı hahamlık geleneklerine, siyasi tutumlara ve modern dünyayla ilişkilere sahip topluluklar bütünü. Chabad-Lubavitch ile Satmar Hasidim aynı şey değil. Özellikle Satmar gibi bazı Hasidik gruplar Siyonizme teolojik olarak karşıdır. Chabad ise İsrail’le ve Yahudi dünyasıyla çok daha farklı bir ilişki içinde.

Cemaat, dışarıya tamamen kapalı kalmak yerine kendi seçtiği sınırlar içinde görünür olmayı tercih etmiş olabilir. Bu, özellikle kapalı dinî topluluklarda oldukça anlaşılır bir stratejidir. Çünkü dışarıdan gelen anlatı tamamen kontrolsüz olduğunda cemaat hakkında söylentiler, komplo teorileri ve düşmanca tasvirler dolaşabilir. Buna karşılık kendi seçtikleri bir yapımcıya erişim sağlamak, “Bizi bizden dinleyin” imkânı verir.

Burada başka bir paradoks karşımıza çıkıyor: Bir belgesel izleyicide şu düşünceyi oluşturabilir: “Bunlar çok kapalı, çok katı, modern dünyadan uzak insanlar.” Fakat aynı izleyici aynı zamanda şunu da düşünebilir: “Ama kendi inançlarını korumak için ciddi bir disiplinleri, güçlü bir aile yapıları ve dayanışma sistemleri var.”

Yani belgesel eleştirel bir izlenim bırakırken aynı anda cemaatin meşruiyetini de güçlendirebilir.

Bu, özellikle dindar toplulukların kendilerini “modern dünyanın dışında kalmış insanlar” olarak değil, “modern dünyaya rağmen kendi hayatını sürdürebilen insanlar” olarak sunmalarına yarayabilir.

Bu açıdan bakıldığında söz konusu belgesel aslında “ilkeli, dindar, modern hayata direnen bir samimiyet” mesajı da veriyor. Yahudi karşıtlarında dahi saygı uyandıran, “Helal olsun adamlara, biz onlar kadar yapamıyoruz” hissi yaratabilecek bir tablo çiziyor.

İkincil olarak, toplumda Siyonizm ile Yahudilik arasında ayrım yapmayan, anti-Siyonizm ile antisemitizmi birbirine karıştıran kitleleri Yahudiliğin en marjinal kollarından biriyle oyalamak da başka bir strateji olabilir.

Yahudiliğin en marjinal, hatta karikatürize edilmiş versiyonlarından biri olan Hasidiklerle fazlasıyla ilgilenmek, dikkatleri modern seküler Siyonistlerden uzaklaştırıp şekilciliğe, dinsel detaylara takılıp kalınmasına yarayabilir. Oysa Hasidikler Yahudiliğin sadece küçük bir dairesi olmakla birlikte ne Yahudiliği ne de Siyonist lobileri temsil ediyorlar.

İsrail hükümetinin politikalarını, belirli Siyonist örgütleri, lobileri veya zengin ve etkili Yahudi kişileri eleştirmek meşrudur. Fakat bunlardan hareketle bütün Yahudileri tek bir irade, tek bir çıkar grubu veya tek bir gizli yönetim olarak görmek hem tarihsel hem de sosyolojik açıdan savunulamaz.

“Yahudiler dünyayı yönetiyor” anlatısı, modern dönemde özellikle Siyon Protokolleri gibi sahte metinlerle yaygınlaştırılmıştır. Bu metinler, Yahudilerin dünya egemenliği için gizli bir plan yaptığı iddiasını ileri sürmüştür.

Ancak bu tür metinlerin sahte olması, İsrail devletinin, Siyonist örgütlerin veya Yahudi bireylerin hiçbir etkisi olmadığı anlamına gelmez. Burada yine aynı ayrım önemlidir: Somut güç ilişkileri araştırılabilir; bütün bir halkın gizli dünya yönetimi iddiası ise ayrı bir iddiadır.

Yahudi bireylerin, İsrail devletinin veya belirli Siyonist örgütlerin siyasi etkisini araştırmak gerekir. Fakat bu etkileri bütün Yahudilere mal etmek, farklı aktörleri tek bir gizli iradeye indirgemek ve her gelişmeyi aynı komployla açıklamak bilimsel değil, komplo teorisine dayalı bir yaklaşımdır.

Bu bağlamda Ruhi Çenet’in Hasidik Yahudiler belgeseli üzerine çok büyük bir “üst akıl” aramak gereksiz olsa da New York’taki cemaatin bu ve benzeri yapımlara izin vermesinin makul bir iletişim stratejisi olduğu söylenebilir.

Benzeri durumlar Mason locaları, Mormon Kilisesi ya da ideolojik silahlı örgütler için de geçerlidir. Kontrollü tanıtım, olumsuz algıyı kırma yolunda bir samimiyet sinyali olarak verilebilir; daha geniş çatı yerine daha ilginç olan küçük payda ve detaylarla ilgilenilmesi sağlanabilir. Bunun karşılığında yapımcılar ilginç haber ve içerikler üretme imkânı bulurken, muhatap kitleler de kontrollü de olsa belki hiç öğrenemeyecekleri bilgilerin en azından bir kısmını öğrenmiş olur.

Tüm bu tablonun sonunda Türkiye’nin ana akım medyasının çoraklaşması, sosyal medya haberciliğinin ve patronsuz, sivil haberciliğin yaygınlaşması da üzerinde düşünülmesi gereken başka bir nokta.

Elbette Ruhi Çenet gibi gençlerin nitelikli işler çıkarmasının da tebrik edilmesi gerekiyor.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın