Türkiye’de de yeni barış süreci, ufku “alandaki gerçekler”le sınırlı olan her cenahın dar görüşlüleri tarafından yanlış yorumlanıyor. Oysa anlamak mümkün. Bunun için pencereyi Türkiye’nin “terörden temizlenmesinden” veya Halep’in iki mahallesindeki “kazanımlardan” fazlasını görecek şekilde genişletmek, meseleye daha yukarıdan bir yerden bakmak gerekiyor.
Reuters’ten Şam’ın SDG’ye operasyonunun arkaplanı haberi: “Suriye Paris’te İsrail’den Kürtleri entegrasyonu geciktirmeye teşvik etmeyi bırakmalarını istedi. Suriyeli yetkililer, SDG’nin kontrolündeki bazı bölgeleri geri almak için sınırlı bir operasyon önerdi. Bu öneriye herhangi bir itiraz gelmedi.” Görüşmedeki İsrail yetkili haberi yalanladı: “İsrail Suriye ordusunun Suriyeli Kürtlere yönelik saldırısını asla onaylamadı."
SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, bugün (22 Ocak) Şam-SDG müzakereleri hakkında görüşmek üzere Erbil’de biraraya gelecek.
Şu açık: Rüzgar Kürtlerden ve isteklerinden yana esmiyor. Öcalan’ın yaşam alanı darlaşması tespiti ve yeni imkanlar üretmek stratejisi onlar bakımından doğru görünüyor.
Bazen şu soruyu kendimize sormalıyız: Siyasetçi kalmak zorunda mıyız? Bu soru, “siyaseti terk edelim” çağrısı değil, siyasetin ölçüsünü hatırlatma çabasıdır. Çünkü siyaset, ahlaki bir imkan olmaktan çıkıp bir “varoluş garantisi”ne dönüştüğünde; insan, siyasetin içinde kaldığı için değil, siyasetin içinde kaldığını sandığı için kendini kaybeder.