Göçmenlik baskınlarının yoğunlaştığı Minneapolis’te bir ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) ajanı 37 yaşında, altı yaşında bir oğlu olan ABD vatandaşı Renee Nicole Good’u arabasının içinde vurdu. ABD’nin pek çok şehrinde protestolar var. Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, olayı “meşru müdafaa” olarak nitelendirip ajanı savundu. Belediye Başkanı: “ICE, Minneapolis’ten s..r olup gidin.”
Trump, başkan kaçırmakla yetinmiyor; kendi ordusuna methiyeler düzüyor, siyaset–güç–silah arasındaki ilişkileri hâkim değer ilan ediyor. “Venezuela’yı ben yöneteceğim” havasında. Küba ve Kolombiya’yı tehdit ediyor. Danimarka toprağı Grönland için “Orası bize lazım, nadir madenler var; alacağız orayı” diyor. Ulusal Güvenlik Belgesi’nde Batı Yarımküresi’nin sahibinin ABD olduğu imaları bulunuyor.
Venezuela’dan Türkiye’ye uzanan siyasi manzarada, yönetme veya yönetime dâhil olma arzusu ile insanlık onuru arasındaki makasın nasıl açıldığına günbegün şahit oluyoruz. Siyasal aşkın yerini “siyasal ticarete” bıraktığı bu düzlemde; partiler arası geçişler ya da medet umulan dış güçler sadece meşruiyet kaybını derinleştirir. Çünkü siyasetin koridorlarında rehin verilen onur çıkarlara tahvil edildiğinde; geriye ne dava ne de inanç kalır. Oysa gerçek sadakat menfaatin bittiği yerde başlar; bunun dışındaki her kurgu, üzerine pazarlık gölgesi düşmüş kirli bir dekordan ibarettir.
ABD Donanması, Venezuela petrolünü taşıyan Rus bayraklı Bella-1 gemisine İngiltere açıklarında operasyon yaparak el koydu. Daha sonra ABD, Venezuela'ya giden bir petrol tankerine daha Karayipler'de el koydu.
Yani SDG-Şam mutabakatı, İsrail-Şam mutabakatıyla birbirine bağlanmış gibi görünüyor.
Kürt kamuoyu bu iddiayı bir devlet propagandası olarak görse de Suriye-İsrail-Türkiye arasında Suriye merkezli güç mücadelesini SDG’nin bir fırsat olarak gördüğü, İsrail’in de Dürziler ve SDG meselesini Türkiye ve Suriye’ye karşı bir kart olarak kullanmak istediği bir saha gerçeği artık.