Geçmişte Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı” vb bazı sözleri ya da son genel seçimler sonrasında yaptığı bazı ‘rasyonel’ tercihler bazı kesimleri umutlandırdıysa da Erdoğan otokratlığında en küçük bir yumuşama bile olmadı. En son Can Atalay’ın milletvekilliği konulu meclis oturumunda yaşananlar bu iklimin değişmesinin söz konusu bile olamayacağını gösterdi. Bu olayı önceleyen “normalleşme” girişiminin başına gelenler de meydanda.
AK Parti, iktidar yolculuğunda birbirine tamamen zıt iki yol takip etti. İlk yol ülkenin önünü açarken, ikici yol ülkeyi çıkmaza soktu. Ancak buna rağmen seçmen Mart 2024’e kadar AK Parti’yi ilk sırada tutmaya devam etti. Bunun bir sebebi iç ve dış tehditlerin ciddi görülmesi ve önceliğin bu tehditlerin bertaraf edilmesine verilmesiydi. İkincisi ise, muhalefetin seçmen çoğunluğunda, ülkeyi idare edebileceğine dair yeterli güveni oluşturamamasıydı.
Mahmud Abbbas, Yahudileri toptan düşman gören zihniyeti reddediyordu. “Camiler de bizimdir, kiliseler de” diyerek, dinler arası kardeşliğe vurgu yapıyordu. Düne kadar Mahmud Abbas’ı yok sayan çevreler, yavaş yavaş onun söylediklerini önemsemeye başladılar. Mahmud Abbas’ın yeniden ilgi odağı haline gelmesi, İslam dünyası açısından bir paradigma değişikliğine işaret ediyor olabilir.
“Başkan seçilirsem, ilk izleyeceğim maç Diyarbakır’da Amedspor maçı olacak’’ diyen Hacıosmanoğlu sözünü tuttu. Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, geçmiş valilerden farklı olarak bir tür devlet temsiliyeti olarak fotoğraftaki yerini aldı. Amedspor en çok normalleşen koşullarda başarıya daha yakın olur. Sportif enerji çok ciddi bir yumuşama zeminine vesile olabilir. Amedspor ve futbol, normalleşme ve yumuşamanın ilk kilometre taşı rolünü oynayabilir. Talihsizlik takımın on kişi kalmasıydı. Takım on kişi kalmasaydı, bu maçtan da bir puan çıkarmak mümkün olacaktı.
Parlamento gibi adı konuşmadan gelen siyasetin merkezinde yumrukları konuşturmak ilkel bir davranış. Ama bir yerden sonra bu şiddet anlık bir patlamayla açıklanabilir. Ama serin kafayla, sonradan, oturup düşünerek yumruğu savunmak, hatta övmek… İşte en korkutucusu o. O sınır geçildikten sonra Meclis’te oturup konuşmanın, siyaset yapmanın bir anlamı da kalmaz. 1968’den sonra olduğu gibi.