Ankara'nın uzlaşı söyleminin inandırıcılığı, sahadaki gerçeklikle zayıflıyor. Kürtleri pasifize edip, askeri teslimiyet denklemine sıkıştırmayı hedefleyen siyaset istikrar sağlamaz. Kürtleri yok sayan her adım barış sürecini etkiler.
Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılındayız. 19 Ocak, Türkiye’nin belleğinde yalnızca bir suikastın tarihi değil, birlikte yaşama ihtimalinin, her yıl yeniden sınandığı bir eşik. İstanbul’da, Sebat Apartmanı’nın önünde bir araya gelmek artık “Buradayız” demenin, suskunluğa karşı yeniden söz kurmanın yolu.
Bu, faturası çözüm süreci ve Türkiye’ye çıkarılacak bir final değil.Aksine, çözüm sürecinin önünde en büyük taş az hasarla yoldan kaldırılmış oldu. Suriye’de beşeri coğrafya, silahla zorla elde tutulan coğrafyaya baskın geldi. 10 Mart Mutabakatı’na SDG’nin eli güçlüyken uyulması için talimatlar vermiş İmralı’nın eli güçlenecektir. Suriye’deki doğal ve beşeri çözüm, Türkiye’deki çözüm sürecinin ivmesini hızlandırır.
Maalesef çoğu kişi tatlı yalanları acı gerçeklere tercih ediyor. Tatlı olduğu için yalana karşı kendini savunmasız bırakan bu tür kitleler doğal olarak fırsatçı demagogların eline düşerler.
İstanbul Anadolu Adliyesi’nde bir savcının silahından çıkan kurşunlar, yalnızca bir yaralanma olayını değil; yargı sistemindeki derin mülkiyet ve statü tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Kaderin cilvesi bu ya; ceza yoluyla ıslah edilmeye çalışılan bir hükümlü, ıslahla görevlendirilen aktörlerden birini fiilen ıslah etmek zorunda kaldı. Çoklu baro sisteminden savunma makamına örülen barikatlara kadar uzanan bu süreç, yargının bir bacağını kırma çabasının açık bir yansımasıdır. İktidarın tahakküm altına alamadığı savunma, adeta kendi evinde “kiracı” mahcubiyetine itilmek isteniyor. Oysa bilinmelidir ki; avukatlar adliyelere çekirdek çitlemeye gitmiyor!