Trump, Maduro ve Venezuela’dan sonra gözünü Danimarka Krallığı’na bağlı Grönland’a çevirdi. Kendini dünyanın kralı olarak gören ABD başkanı, Grönland’ı satın almak, Danimarka kabul etmezse işgal etmek istiyor. Danimarka’nın sistematik asimilasyon politikaları altında yıllardır sömürülen Grönland halkı ise Trump’ın başlattığı bu küresel yangını bir fırsata çevirip bağımsızlıklarını ilan etme derdinde. 57 bin Grönlandlı, bu kaosu tarihi bir fırsata çevirirse bu tüm dünyaya örnek bir strateji dersi olabilir. Ne de olsa Trump karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimiz.
Orhan Miroğlu, Mardinli. Ömrü Kürt meselesinin barışçı çözümü için uğraşmakla geçti. Kürt Hareketinin simge isimlerinden Musa Anter’in yeğenidir. Bölgede yaşayan aydınların kaderini paylaştı. 50...
Dün şahit olduğumuz, muhalefet saflarından iktidar bloğuna dahil olma seremonisinde büyük bir vuslata ermişçesine sahnelenen davranışlar ve kurulan cümleler, basit bir siyasi yer değiştirmeden çok, derin bir sosyolojik ve kültürel "ruh halini" ifşa etmektedir.
Trump, başkan kaçırmakla yetinmiyor; kendi ordusuna methiyeler düzüyor, siyaset–güç–silah arasındaki ilişkileri hâkim değer ilan ediyor. “Venezuela’yı ben yöneteceğim” havasında. Küba ve Kolombiya’yı tehdit ediyor. Danimarka toprağı Grönland için “Orası bize lazım, nadir madenler var; alacağız orayı” diyor. Ulusal Güvenlik Belgesi’nde Batı Yarımküresi’nin sahibinin ABD olduğu imaları bulunuyor.
Venezuela’dan Türkiye’ye uzanan siyasi manzarada, yönetme veya yönetime dâhil olma arzusu ile insanlık onuru arasındaki makasın nasıl açıldığına günbegün şahit oluyoruz. Siyasal aşkın yerini “siyasal ticarete” bıraktığı bu düzlemde; partiler arası geçişler ya da medet umulan dış güçler sadece meşruiyet kaybını derinleştirir. Çünkü siyasetin koridorlarında rehin verilen onur çıkarlara tahvil edildiğinde; geriye ne dava ne de inanç kalır. Oysa gerçek sadakat menfaatin bittiği yerde başlar; bunun dışındaki her kurgu, üzerine pazarlık gölgesi düşmüş kirli bir dekordan ibarettir.