Yazarlar

Havf ve reca arasında yeni bir yıla…

Havf, kelime anlamı olarak korku demek, reca ise ümit. İkisi arasında kalmak doğal olarak ilk başta kararsızlık, gelecek endişesi, depresif bir hal, çaresizlik, fetret gibi hissettiriyor. 2025’den 2026’ya girerken Türkiye ve Dünya’ya hakim olan duyguları bu kavramlarla anlatmak mümkün.

Yıl 2025. Şehirlilerin ayininde köylüler kurban edildi

Hayatım boyunca çeşitli ülkelerde haksız yere içeride tutulan çok insan duydum, tanıdım, gördüm. Yirmi yıl kalan da vardı, on sekizinde girip elli yaşında çıkanı da. Hatta bazıları hâlâ içeride. Fakat hayatımda, kendisinden daha fazla haksız yere içeride olmuş, olan ya da olacak biri olmadığına kesin kes emin olduğum biri varsa, sanırım o da 2024’ün ağustos ayında Narin Güran isimli kızını cinayete kurban veren Yüksel Güran’dır. Yüz yıl sonra Kürtlere huzur gayesiyle devletle görüşmeler yapan DEM Parti, şu an belki de sorunun çözümü en acil, en acılı, en huzursuz Kürt olan, olayın ilk günleri kendisine karşı “Jin, Jiyan Azadi” diye eylem yaptıkları Yüksel Güran’a adalet borçlu.

Pluribus: Fazla düzgün bir dünyanın huzursuzluğu

Şiddetin, kaosun ve açık baskının olmadığı; herkesin sakin, kibar ve uyumlu olduğu bir dünyada huzursuzluk neden hâlâ gerekli hissedilir? Vince Gilligan’ın Pluribusu, fazlasıyla düzgün bir düzenin içinde kaybolan duygulara, görünmezleşen itirazlara ve makullüğün sessiz bir yönetişim biçimine dönüşmesine bakıyor.

Meloni’nin endişeleri

İtalya, 2026 yılına Euro Bölgesi’ndeki en yüksek kamu borç seviyelerinden biriyle, yüksek faiz oranlarıyla ve Ukrayna’ya destek konusunda bölünmüş bir hükümetle giriyor. Bir İtalyan gazetesi, tabloyu şu şekilde aktarıyor: “Giorgia Meloni buruk bir yeni yıla kadeh kaldırıyor: ‘Zor bir yıldı, ama endişelenmeyin, çünkü gelecek yıl çok daha kötü olacak.’
- Advertisement -

Türkiye’de suç patlaması ve infaz rejiminin yapısal iflası

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yeni ranzalar veya anayasal usulleri dolanan örtülü aflar değil; hukuki öngörülebilirliğin, ekonomik adaletin ve sosyal devletin yeniden inşasıdır. Siyasetin asli görevi, cezaevi kapılarını periyodik olarak açıp kapatan bir gardiyanlık değil; o kapılara mümkün mertebe çok az insanın düştüğü, hukukun üstünlüğünün ve fırsat eşitliğinin herkes için güvence altına alındığı adil bir düzeni süreklileştirmektir. Suçla mücadelenin başarı kriteri cezaevlerinin doluluğu değil, sokaktaki güvenin, okuldaki adaletin ve mutfaktaki huzurun kalıcı hale gelmesidir. Gerçeklerle yüzleşmeden ve bu yapısal bataklığı kurutmadan, toplumsal barışı tesis etmek mümkün olmayacaktır.

En Son Çıkanlar