YAZARLAR

Belki Şehir’e bir film gelir…

Dün son kez gittikleri üniversitelerinin girişinde silahlı çevik kuvvetle karşılaşan Şehir Üniversitesi öğrencileri, üniversite girişindeki çimenlikte yaptıkları protestoyla okullarına veda ettiler. Çoğu gözünü AK Parti iktidarında açmış, muhafazakar ailelerden gelen binlerce parlak genç, herhalde ömürleri boyunca siyasi bir intikam için iyi bir üniversitenin üzerlerine nasıl yıkıldığını hiçbir zaman unutmayacaklar. Bu kararın tarihini ileride onlar yazacaklar.

Malala Yusufzay ve “Yersiz Yurtsuz” Diğerleri…

20 Haziran tarihi bütün dünyada “Mülteciler Günü” olarak kabul ediliyor. Geçen hafta bir tanesi daha geldi geçti. Birleşmiş Milletlere göre 2020 Haziran ayı itibarıyla dünyadaki insanların %1’inden fazlası, her 97 kişiden biri, zorla yerinden edilmiş durumda. Toplam rakam, 2019 sonu itibarıyla yaklaşık 80 milyon. Son 10 yılda en az 100 milyon kişi sığınma arayışı içinde evlerini terk etmek zorunda kalmış.

Osmanlı ne kadar moderndi (5) Kolay mı sandın, Avrupa-merkezciliği eleştirmeyi?

Mezar taşlarını Hasan, koyun mu sandın / Adam öldürmeyi Hasan, oyun mu sandın / Drama mahpusunu Hasan, evin mi sandın / At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin / Drama mahpusunda Hasan, dostlar dinlesin.

“O sene” nihayet “bu sene” oldu!

Mükemmel bir takım Liverpool; her bir hattı, her bir oyuncusu ayrı bir takdiri hak ediyor. Kalecisi güven veriyor. Savunması sağlam duruyor, kurucu ve yaratıcı işlere imza atıyor. Orta sahası dinamo gibi işliyor. Forveti göz kamaştırıyor.

T işaretliler

Toplumun hiçbir kesimi on yıllarca başörtülü kadınları dinlemeye değer bulmadı. Ne istediklerini neyi hayal ettiklerini açıklayamadan dindarı seküleri herkes tarafından susturuldular, görmezden gelinme, yok sayılma acılarına katlandılar. Artık neye inanmaları ne yapmaları nasıl yapmaları gerektiğini söylemeye doyamayanlarla ilgilenmeyi bırakmaları, kalplerinin vicdanlarının hayallerinin rehberliğine güvenmeleri en iyisi.

Karantina günlerinde sığınmacıları unutmayalım

Salgın bitene kadar dışarı çıkmamaları bekleniyor haklı olarak. Ama evde kalmak onlar açısından hiç kolay değil. Geçenlerde Adana’da polisin dur ihtarına uymadığı için kalbinden vurularak öldürülen 19 yaşındaki Suriyeli genç Ali için de kolay değildi. Çünkü onun evinde de ekmek bekleyenler vardı.

Willy Brandt ve yüzleşme

Yüzleşme deyip geçmemek gerekir; bir sorun ile yüzleşmek, o sorunu yarı yarıya çözmek demektir.

Korona kötümserliği

Bir modern hayat kabusu olarak üzerimize çöken korona salgını, her gün evden dışarı çıkarak halının altına süpürdüğümüz pisliği de ortaya çıkardı. Yürümeyen evlilikler, başarılamayan işler, iç hesaplaşmalar, ümitsiz aşklar, şüpheler, endişeler pişip her akşam yemekte önümüze geliyor.

Salgın ve komplo teorileri

Olay büyükse, sebebinin de büyük olacağına inanmaya meylimiz vardır. Özellikle büyük kitleleri olumsuz etkileyen toplumsal olayları komplo teorisi ile açıklamak o olaya bir anlam yükleme arzumuzdan kaynaklanır. Neye nasıl inandığımız, olayları ne derece komplo teorileri ile açıkladığımızla doğrudan ilişkilidir. Bu noktada “komplocu zihniyet”ten değil, bir “inanç zihniyeti”nden bahsetmek daha anlamlıdır. İnsanların neye inanıp inanmadığı değişse de inanmanın ardındaki bilişsel mekanizma aynıdır.

Yürüyen Rorschach Testi: Polisler

Militer polislik, farklılıkların ortak bir zeminde biraradalığıyla bireylerin demokratik bir halk oluşunu engeller. Herkesin ancak birbirine benzemesi halinde yaşama şansı bulduğu ve hukuk karşısında korunaklı olduğu mesajı yayar. Bu tür idarelerde danışma, değerlendirme ve problemlere yaratıcı çözümler getirme yoktur

Yanlış olan strateji değil, stratejinin değişmesi

Daha da önemli husus: Türkiye’nin muhaliflere silâh ve ileri teknoloji desteği vermesi Rusya’yı da aynı yönde davranmaya, PKK’ye askeri, siyasi, lojistik, finansal destek vermeye sevk edebilir. Bu da tıpkı Afganistan’da olduğu gibi PKK’yi Talibanlaştıran bir sürece yol açabilir.

Gelecek Partisi ve dış politika

Öyle anlaşılıyor ki, hem Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nin hem de yakında doğumu beklenen Ali Babacan’ın partisinin kısa - orta vadedeki ilk misyonu AK Parti’ye ayar vermek olacak.

Bir İstanbul masalı: Kürtler (4 ve son)

İstanbul Kürtleri artık belirli bir sosyo-ekonomik düzeyi yakalamış; sivil alanda önemli ölçüde örgütlenmiş; dünya ile iletişim halinde okuyan ve kendi aydınlanma sürecini yaşayan yeni nesillerini yetiştirmiş; varoşlardan merkeze uzanmış; kentlileşirken “kendini” de muhafaza edebilmiş; yeri geldiğinde siyaset üstü refleksler gösterebilecek dinamik bir kitle olarak karşımızda duruyor.

Kanatsız uçmak

      ölümü kabullenemiyor şair,güllerin, çiğdemlerin,hatmilerin içindeyer bulamıyor ona; hele insan için ne acz, ne mania tanıyor,insan ruhunun çünkühalis Tanrı soluğuolduğunu takıvermiş aklına, ne suyun üzerindeyürüyüp gitmek içinmesihî ayaklaraihtiyaç olduğunu düşünüyor, ne de viran olan bağların,bahçelerin üstündensüzülüp Tanrı’ya varmak içinmücessem kanatlara... 26 Haziran 2013‘Gökte Maden Aramak’ Kitabı

Adolf Hitler, cehennemden n’aaber?

Yahudi olanları, Yahudiler için çalışan devletleri ölümüne suçlayan siz, dünyanın şu günlerini görseniz, yahut malumunuz olsa, ne düşünürdünüz diye insan merak ediyor. Zalimliği, diktatörlüğü seçenler, yerinizi hemen aldı, merak buyurmayın, olan gene kadınlara, çocuklara oluyor en fazla…

Maduro’nun tartışmalı seçim zaferi

Başkan Maduro, uygulayageldiği ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’in bundan 5 hafta önce Lima’da daha da ağırlaştırılacağını açıkladığı ekonomik yaptırımlarla rejimi dize getirmek isteyen ABD’ye tepki göstermekte ne kadar haklıysa, giderek güçlenen muhalefete karşı demokratik kuralların etrafından dolaşarak gücünü sürdürme girişimlerinde de o kadar haksız

Komünistlere de mi özgürlük?

Eğitim hakkı her vatandaşa aittir. Hiç kimse ideolojik konumundan dolayı eğitim hakkından mahrum bırakılamaz. Komünist olan da faşist olan da, İslamcı olan da ateist olan da, ılımlı olan da radikal olan da eğitim hakkından yararlanacaktır. Hangi radikalizm türüne bağlı olurlarsa olsunlar insanların fikirlerinden dolayı değil eylemlerinden dolayı cezalandırılması gerekir. Bunu yapamayan bir toplum da uygar toplum olma iddiasında bulunamaz.

Dini referanslı iktidar olma biçimleri: Nereye kadar?

Benim görüşüm, dini referanslı hegemonyanın zamanla kaybedeceği ve daha “halk dini”ne, yaşanan dine, yerel deneyimlere, günlük yaşam pratiklerine uyarlanan inanç şekillerine geri dönüleceği yönünde.

İspanya’da darbe polemiği

İspanyol siyasetinde Türkiye’dekine benzer bir darbe polemiği patlak verdi. Toplumda henüz bir tedirginlik yok ama uzun yıllardan beri darbe gibi bir gündemi olmayan, Avrupa Birliği’nin parçası olan bir ülkede böyle bir gündem oluşması, yine de ilgi çekici.

MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)

“Peygamberimizin Hayatı” dersinin başlığının “Hz. Muhammed’in Hayatı” olarak belirlenmesi ve içeriğinin de buna göre kurgulanması gerekir. Ayrıca, 5. sınıftan 12. sınıfa kadar hep aşağı yukarı aynı kronolojik olayların anlatılması da bir sıkılma ve bunalma sorunu yaratabilir. Buna karşılık dersin “kültürel farkındalık”la ilgili hedefleri, ciddî kültürler-arasım empati boyutlarını içeriyor.

Medeniyet düşmanlığı DAEŞ zihniyetidir

Fransa’da, ihtilâlde dahi adam kitapları yağmalayıp, basıp üstünden geçmiyor; el koyup kütüphaneye aktarıyor. Bizde ise DAEŞ zihniyetli adamlar var; medeniyet düşmanı, eser yakmayı, yok etmeyi seven bakanlar, yetkililer, rektörler, dekanlar! DAEŞ’çi diye anılmadıkları gibi, makbul insanlarmışçasına isimleri sağda solda caddelere, sokaklara veriliyor.

Üniversiteler toplumsal sorunları önceden kestiremiyorsa…

Nereden bakarsak bakalım, lise-vari ders yükleme metoduna (!) üniversite diyeceksek, yeni sürpriz patolojiler karşısında şaşırmaya gerek yok. Kervan yolda düzülür mantığı üniversitelerimizin ve toplumsal sorunlarımızın da azığı ise, yolda her şey olabilir düşüncesini kabullenmek zorundayız. Kuşkusuz keşif ve icatlar için sürprizler doğaldır, ancak anlama ve anlamlandırma rafa kalkmayacaksa, önceden kestirebilmek de bilimin gücü olmalı…

‘Serbest kötülük ortamı’nı icat ettik / Hep birlikte – Tev bi hev re*

Önce memleket kabaca ikiye bölünüyor. Her iki tarafın diğerinin söylediklerini, yazdıklarını (ve sonraki merhalelerde feryatlarını) kesinlikle dinlemeyeceği bir hale ulaşılıyor. İşte bu noktada “Serbest kötülük ortamı” için şartlar uygun hale gelmiş oluyor…

‘İş’leri ‘sanal hafıza sergisinde’ sergilenen gazeteciler bugün ne düşünüyor?

Kutuplaşma, (kendi) okurları tarafından cezalandırılmayacağına güvendiği için, yalan olduğunu bildiğini risksiz bir biçimde yayma imkânını veriyor iktidar gazetecisine... O noktadan sonra, toplumu açık yalanlardan koruyacak yegâne güvence olarak geriye gazetecinin kendi ahlaki kaygıları kalıyor. Eh, orada da problem varsa, işte o zaman ‘sanal hafıza sergisi’ndeki ‘iş’ler çıkıyor ortaya.

Yassıada projesinin bastırmayı sürdürdüğü siyasi hatıra

Yassıada’yı müzeleştirmek; 2000’lerin başında ilk genç siviller inisiyatifinin dile getirdiği bir fikirdi. Adını öyle koymasalar da geliştirdikleri çerçeve “ibret hatırası/anıtı” başlığıyla örtüşüyordu. Nasıl oldu bilmiyorum; yirmi civarı yıl sonra iktidar partisi adına demokrasi de iliştirilmiş somut bir projeyle çıktı karşımıza. Siyasi geçmişimizle alışverişini hesaba katan mimari bir açıdan değerlendirmeye çalışacağım.

Emre Belözoğlu meselesi

Önümüzdeki sezonda büyük olasılıkla teknik yönetici olarak sahalarda olacak. Buraya kadar hoş-güzel ama bir de Emre’nin öteki yönü var... Sinirlerine hakim olamayıp, birçok kez takımını bir eksik bırakmaya neden olacak olaylara yol açmışlığı var. Takımın ceza almasına neden olacak hırçın tavırlar sergilemişliği var. Onun oynadığı maçlarda ikili bir ruh haline giriyoruz.

AK Parti’nin ‘ince’ hesapları

Eğer iktidar barolarla ilgili değişiklikte başarılı olursa, sıranın muhalif konumları bakımından daha radikal görünen oda ve birliklere gelmesi kuvvetli bir ihtimal. Hele Gezi Olayları’ndaki rolleri hakkında iktidarda oluşan algı dikkate alınırsa, böyle bir gelişmenin olması kimseyi şaşırtmayacaktır.

Otel oteli

Komodinin üstündeki sararmış, kalın camlı sürahinin ağzına içe dönük kapanan Paşabahçe Palaks… Karyolanın başucunda takvimden çerçevelenmiş eski bir manzara, yanındaki çividen sallanan havlu… Titrek iki iskemle, bir de masa.

Küçük ortakların büyük ortakta tecessümü

26 sene önce Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak’ın Meclisten yaka paça gözaltına alınmasının görüntüleri, en başta da söylediğim gibi hâlâ hafızamızda. Önceki gün bu hafızamız seçimle görev başına gelmişlerin yine kelepçeli fotoğraflarıyla tazelendi.

Otoritarizm, adil tartışma ve içler acısı medya düzeni

Biliyorsunuz, HDP’ye uygulanan koyu ambargo vesilesiyle Türkiye’deki medya düzeninin acıklı halini hatırladığımız bir tartışma yaşandı geçtiğimiz günlerde. Kimi olsa utandıracak bir adaletsizlik yüzlerine vurulunca, ortadaki ahlaksızlığı “özel sektör” olmakla; “teröre mesafe koymayan ve güvenlik güçlerinin mücadelesine saygı duymayanlara karşı alınmış vatansever tutum” la açıklamaya kalkan; üstelik “evrensel yayıncılık ilkelerine” sadakatten söz eden yayıncılarla karşılaştık. “Evrensel Yayıncılık İlkeleri” ve özel sektörün “özgür tercihi” olarak savunulmaya çalışılan medya faaliyetinin ayrıntılı bir dökümünü; tel tel dökülen ikiyüzlülüğünü Yıldıray  Oğur’un kimseye kaçacak delik bırakmayan çarpıcı yazısında bulabilirsiniz (Sonuçta “özel bir sektör”. 17 Haziran 2020 serbestiyet).

İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım

Bir pandemi krizi nasıl kaosa sokulur, nasıl yönetilemez hale getirilir, bunu yaşadık dün gece… Burada bir soluklanıp durmak lazım suçlamadan önce. Devlet aklı diye bir şey var, onlardan iyi mi bilecek vatandaşlar. Kararlarının doğruluğundan şüphe edilmesi bile akıllara getirilemeyecek yöneticilerimiz, “İntihar edeceksek yaşayarak edelim” diyerek, virüs kapmamak için direnerek evde kalanları, sosyal mesafeyi koruyanları ani çıkarılan sokağa çıkma yasağıyla birlikte sokaklara döktü.

ABD’de yüksek ateş

Mart ayından bugüne, yani üç aylık kısa bir zaman diliminde, dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşananları kabaca sıraladığımızda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor.

Popülizm “Bir” nedir?

Popülizm; demokrasinin olağan bir boyutu olarak, demokrasinin tam kendisi olarak, demokrasiyi tehdit eden bir virüs olarak veya yozlaşıp oligarşik hâle gelen bir demokrasiyi yeniden sağlığına kavuşturabilecek bir iksir olarak oldukça farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Peki, popülizm bunlardan hangisi? İyi bir şey mi, kötü bir şey mi?

Dünyada cehennemi yaşayanlar

İtiraf ediyorum. Bazı şeylere geç kalmak gibi bir huyum var... Herkesle aynı anda uyumlanamadığım zamanlar gibi...

27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a: Darbeler biliniyor muydu?

15 Temmuz’da “darbenin olacağı biliniyormuş da önlenmemiş.” Bu nasıl bir Erdoğan düşmanlığıdır Allah aşkına! Adam kendisinin ve ailesinin hayatını zor kurtarmış; yüzlerce insan ölmüş, yaralanmış; ülkenin parlamentosu bombalanmış... İllâ Erdoğan’ın da Menderes gibi asılması mı gerekiyordu, darbenin kontrolsüz olması için? İş buraya varıyor.

S-400

Bence S-400 alımının tek anlamı, ya da mesaj içeriği var. Türkiye gözünü karartıyor. ‘Eğer Suriye’de bir Kürt oluşumu gerçekleşirse müdahale ederim. Gerekirse çatışırım. Onları koruyabilecek olanların da, başta ABD olmak üzere, o alanda bana karşı üstünlükleri hava üstünlüğüdür. Bunu da S-400’lerle dengeliyorum.’

Alman Polis Teşkilatındaki Neonazi şebeke ve çekilmeyen iflas bayrakları

Uzun, koyu kahverengi saçlara ve hüzünlü bir bakışa sahip Frankfurt’lu genç bir kadın, Seda Başay-Yıldız. Almanya’da asrın en büyük davalarından biri olan NSU davasında, Şimşek ailesinin avukatlığını yapan bu güçlü kadın, son birkaç aydır bir güvenlik skandalının göbeğinde yer alıyor. Hem Türk kamuoyu, hem de Alman kamuoyu ise bu skandala karşı ilgisiz.

Şu malum ‘bilge kral’ meselesi

Yaşadığımız zamanların katı olan her şeyi buharlaştırdığı söylenir, ama belki de bazı buharımsı şeyler katılaşıyor. Geçmişin saf ilke, norm ve idealleri bugünün dünyasında kabalıklara dönüşebiliyor. ‘Bilge kral’ın da başına bu gelmiş gibi… Nitekim günümüzde de ‘krallar’ var, ama bunların bilgelikle pek ilişkisi yok. Ne var ki hem kendileri hem çevreleri onlara bilge muamelesi yapmaktan yorulmuyor ve bu tutumun bizatihi yozlaşma olduğunu anlamıyor.

İlk kez ‘biz’ olma ihtimalinin önü açıldı (*)

“Anadolu Müslüman kimliği, içine doğduğumuz kimlik olması hasebiyle, görmezden gelsek de kurucu, yokmuş gibi davransak da var ve indirgenemez; tümüyle unuttuğumuzu, ‘aştığımızı’, geride bıraktığımızı, ıskartaya çıkardığımızı sansak da dipte yatan kader kimliğimizdir…”

“Hain Araplar” söylemi

Türk milliyetçiliğinin harcında aslında farklı etnik gruplara dönük bu tür söylemlerin skalası oldukça geniş ve çeşitli. Araplara yönelik ayrımcı söylem daha çok bir medeniyet kavramı üzerinden neşet ediyor. Türklerin medeniyet kurma hasletlerinden bahsediliyor ve aynı hasletin Arap kavminde olmadığı zira Arapların medeniyetten nasibini almadıkları söylemi üzerinden bir üstünlük iddiası kuruluyor

İlk kez bir Suudi Arabistan kralı Rusya’da!

Suudi kralının Rusya ziyaretinin Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında Orta Doğu üzerinde varılan bir anlaşmanın ya da buna benzer bir mütarekenin işaretlerini taşıdığı da söylenmeli. Böylesi bir anlaşmanın etkin bir biçimde yürürlüğe konulabilmesinde Amerika ile birlikte Suudi Arabistan'ın onayının kıymetli olduğu tartışılmaz bir gerçek. Dolayısıyla bu geziyi bu çerçevede görmek de şaşırtıcı olmayacak. Çünkü Orta Doğu'da sınırların değişmekte olması bölgesel ve küresel güçleri müzakere etmeye zorlamakta.

Musul sonrası DEAŞ

Bölgede istikrar ve sürdürülebilir bir barış ortamı sağlamadan terörün bitmesini beklemek mümkün değil ne yazık ki. Bataklık orada kaldıkça, sinekler de olmaya devam edecek. Bugün öldürülen sinekler, yarın başkaları ile yer değiştirecek.

Şeytanın Kileri (*)

“Pigeonhole,” kelime anlamıyla güvercin yuvası. Ama aynı zamanda, sıra sıra açık mektup kutuları, ya da herhangi bir tasnif ve kompartımanlaştırma sistemi için de kullanılır.

Mikrobesinlerin gücü (2)

Andrew Saul, hayatınızdan şekeri çıkardığınızda, otomatikman yapay renk, koku, sentetik kimyasalların çıkacağını, gıda masraflarının azalacağı, hiperaktifliğin azalacağı, kötü yağ alımının azalacağını, bahçenizden taze sebze ve meyve tükettiğinizde herhangi bir yiyeceğe bağımlılığın kaybolacağını söylüyor.

Batı Türkiye’yi terk eder mi?

Batı'daki bu hava bu şekilde Amerikan başkanlık seçimlerine kadar devam edecektir. Sonra da büyük ihtimale başkan seçilecek olan Hillary Clinton'ın çizeceği Türkiye politikası beklenecektir.

‘Türkiye biçimi’ tartışması

Hiçbir ülkenin anayasal sistemi veya siyasal yapısı, kendi yerelliğini dışlayarak kurulamaz. Kurulursa da, er ya da geç başarısızlığa uğrar. Bugün parlamenter sistem açısından örnek gösterilen Almanya ve İngiltere, başkanlık sistemi açısından örnek kabul edilen ABD, başarılı pratiklerini, kendilerine özgü kurumlar, kurallar ve ihtiyaçlar temelinde geliştirdikleri sisteme borçludur.

“Avrupa’nın en ucuz ülkesi” olmak, gerçekten iyi bir haber mi?

* 2012 sonrası, kamuda kurumsal kapasitenin zayıfladığı bir dönemdir. Bu yıllarda kaynakların çoğunu devâsâ inşaat projeleri yuttu. Genel kaynak dağılımına yön veren önemli kararlar ise rasyonel mülâhazalarla değil siyasî saiklerle alındı. * Çok ilginç bir nokta da, 2002-2007 arasında, iktidarın o kadar güçlü olmadığı bir dönemde gerçekleşebilmiş olan öngörülebilirliğin, daha güçlü iktidar/lar döneminde gerçekleşememesidir.

En Son Yazılar