TÜM YAZARLAR

Devamı

    Bir şampiyonluk hikayesi

    Amedspor’u şampiyon yapan asıl aktör kimdi? Cevap, hiç şüphesiz taraftardır. Bu sezon Amedspor kendi evinde hiç yenilgi yüzü görmedi. Tatmin edilmemiş bir mağduriyet enerjisinin de takımı sırtladığı görülüyor.

    Evde bir bayram havası

    Elbette, Amedspor bir spor kulübü; ama salt bir spor kulübü de değil; bundan çok daha ötesi. Amedspor, hâlihazırda Kürt kimliğinin en mühim taşıyıcı sütunlarından biri.

    Koltuktan masaya “Kabul Salonu” metaforları

    Koltukların her 23 Nisan’da yarının büyüklerine bırakılması, sahnelenen en gerçek ötesi “müsamere”. Siyasetteki işleyişi “sahne gerçekliği”ni bile yok ediyor. Polemikler de bugünkü “şakacıktan” seyrinin altını çiziyor zaten. Koltuğa değil “laf oturtma”ya dönüşüyor: “23 Nisan’da bir günlüğüne oturursun…” Ulusal egemenliğin sahibi milletin payına düşen, her şakadaki acı gerçek. Bu sene metaforlar masaya da uzanıyor.

    İran’lı Bir Misafir Hk….

    MİT 62 yıllık gizli belgeyle Humeyni’yi SAVAK’ın isteğiyle misafir ettiğini ilk kez açıklamış oldu. Bu sürgünde yaşananlar, dönemin Türkiyesi ve devleti hakkında da epey ilginç bilgiler veriyor.

    Yayın sayısı mı, bilimsel derinlik mi? Çin’in yeni akademi politikasından dersler

    Çin’in deneyimi bize çok sayıda ders taşıyor. Bir ülke, akademik değerlendirme sistemini sadece “kaç yayın, hangi indeks, kaç atıf?” soruları üzerine kurarsa, sonunda çok makale üreten ama kendi meseleleri üzerine derinlikli düşünmekte zorlanan bir akademiyle karşılaşabilir.

    Anayasa mahkemesi ve demokrasi ilişkisi

    Özkaya hakim ve savcıların ahlaki sorumluluğuna, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine, adil yargılanma hakkına ve hâkim-savcıların vicdani yükümlülüklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmada öne çıkan başlıklardan biri, “kul hakkı” meselesiydi. Özkaya, hâkim ve savcıların karar verirken mevzuatın yanında vicdan, ahlak ve hakkaniyet duygusunu da gözetmeleri gerektiğini ifade etti. Özkaya, yargı mensuplarına seslenerek, “Adaletin tesisinde hamasete, husumete, kindarlığa, kayırmacılığa ve hatta duygusallığa yer olmadığını asla unutmamalıdırlar” ifadelerini kullandı.

    “Ne maç oluyor ama”

    PSG ve Bayern, yapılması gereken ama uzun zamandır pek yapılmayanı yaptılar. Her iki takımın da bütün oyuncuları, topa hükmettikleri anda karşı kaleyi düşündüler. Evelemediler, gevelemedir; “hele bir iki yan ya da geri pas yapayım, geriden oyun kurayım” modasına prim vermediler. Maçın her saniyesinde golü düşündüler.

    PSG-BM Paris’te Son Tango…

    Dün gece Paris’te, Şampiyonlar Ligi yarı final ilk ayağında yaşananlar, futbolun sınırlarını yeniden çizen bir düello olarak hafızalara kazındı.

    Öncelikli ve sahici soru örgüte değil, devlete sorulmalıdır

    Örgüt, büyük ölçüde devletin yarattığı bu olumsuz zeminde güç bulmuş, varlığını ve toplumsal meşruiyetini bu zeminden beslemiştir. Dolayısıyla öncelikli ve sahici dönüşüm örgütten değil, devletten beklenmelidir.

    Erdoğan 360 milletvekilini nasıl bulacak?

    Erken seçim için DEM’i tatmin edici hamleler gerekiyor. Buna karşın bu hamleler Erdoğan’a seçim kaybettirme riski taşıyor.Türkiye siyaseti bir kez daha Kürt meselesi etrafında dolaşıyor, ona endeksli bir aşamada bulunuyor.

    Günahların tümünü kaleci Ederson’a yıkmayalım

    Yıllardır lig şampiyonluğuna hasret kalmış bir kulübün taraftarıyla, yönetimiyle, oyuncularıyla üzerindeki baskı, sinirleri iyice germişti. Bu gerilimin yükü en çok futbolcuların sırtına binmişti. Özellikle kaleci Ederson’un son maçlarda yediği hatalı goller, onu topun ağzına koymuştu. Ederson’un hataları elbette tartışılacak. Fakat bir takımın bütün psikolojik çöküşünü tek bir kalecinin omuzlarına yüklemek kolaycılık.

    AB’nin destek vermesi gereken esas inanç araştırması…

    TÜBİTAK’ın destek verdiği “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” başlıklı akademik proje sosyal medyada bazısı geleneksel İslamofobik, bazısı iktidara gıcıklıktan kaynaklı eleştiri ve mizah malzemesi günlerdir. Enis Doko, Urartu Şeker gibi akademisyenlerin düzeltmeleri de bir işe yaramamış gözüküyor. Muhtemelen bu konu üzerine köşe yazıları çıkacak, Youtube konuşmaları yapılacak, daha yıllarca sosyal medyada bol emojili “TÜBİTAK yağmur duasına 3 milyon vermiş” diye cahillerle dalga geçen aydınlanmacı ukalalıkların konusu olacak.

    Yapay zekâ kürsüde olsaydı

    Yapay zekâ, hukuku daha mı öngörülebilir, daha mı tutarlı, daha mı denetlenebilir hale getirecek? Yoksa mevcut sorunları daha da mı görünür kılacak? Ve belki de en kritik soru: Eğer yapay zekâ kürsüye otursa, bugünkü tabloyu mu üretirdi, yoksa bizi utandıracak kadar farklı bir tablo mu ortaya koyardı?

    Kürt Sorunu’nda siyasetsizlik tehlikesi

    Kırk yıl boyunca şiddetin gölgesinde yalnızca bir güvenlik meselesine indirgenen Kürt sorunu, şimdi silahların sustuğu bir eşikte bu kez siyasetsizlik tehlikesiyle karşı karşıya. Asıl sınav, şiddetsiz dönemi suskunlukla değil; cesur, demokratik ve çoğulcu bir siyasetle karşılayabilmek.

    Almanya göçmen gençleri kaybediyor: Bir neslin kayboluşu

    Hanau saldırısından pandemi kayıplarına, 7 Ekim sonrası kimlik sarsıntısından ekonomik kriz ve AfD’nin yükselişine kadar uzanan süreç, Almanya’da göçmen kökenli gençlerin aidiyet duygusunu aşındırıyor. Ülke bugün fiziksel değil, kendi yetiştirdiği bir kuşağın sessiz ve zihinsel kopuşuyla karşı karşıya.

    23 Nisan makam değişimleri: Kara kediler girsin araya

    Başka bir erkek çocuğun seslendirdiği 23 Nisan şiiri ile bu fasıl tam bitip, gazetecilerin ve küçük bakanların her yıl sordukları parklar, bahçeler ve uzaya çıkma gibi teknoloji sorularına ve önceden hazırlanmış cevaplara sıra gelecekken, bir kız çocuğu sözü aldı ve gerçek eğlence başladı: “Bu daha çok kızların bildiği bir şarkı aslında. O yüzden söylemek istedim…

    “Milyarderleri öldürsek mi?”

    Orjinal adı ‘’Shall We Slaughter The Billioners?’’ olan 2025 yapımı çok sert ve çok kanlı bir bağımsız Amerikan filminden söz edeceğim. Yönetmen Hanesava Quinberg. Biraz spoiler içeren bir yazı olduğunu baştan söyleyeyim. Filme ulaşmanız zor olduğu için pek sakınca görmüyorum.

    Zaten intiharların çoğu başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu, savcı bey?

    Yakınlarımızın cinayete kurban gitmiş olmasını, intihar etmiş olmalarına tercih ederiz. Daha sorunlu olan ise toplumun polisiye hikâyelerle kötülüğü kendinden uzağa koyma arzusu, üçüncü sınıf Sherlock Holmes merakı ve bunu istismar eden medya ile şov peşindeki bürokrat-siyasetçilerdir. En kötüsü de buradan çıkan “adalet tecelli ediyor” safsatalarıyla yeni mağduriyetler ve yeni skandallar üretilmesidir. Öyle ki yolsuzluğa batmış eski kayyum-valiler ve çevreleri bile mağduriyet devşirip asıl günahlarının hesabını vermeden sıyrılabilir.

    Gülistan’ın çığlığını örten, Yusuf Tarık’ı paranteze alan el

    Gülistan için susan yüzlerce el, Yusuf Tarık'ın adını küçülten o tek kalem, cenazesine katılmayan her bir bakan, evladını kaybetmiş bir babayı konuşmasın diye susturan o müdahale... Hepsi aynı zeminin üzerinde duran birer dişlidir.

    Erol Güngör’ü anarken onunla anılma ihtiyacı

    Ölümünün üzerinden 44 yıl geçmiş olan Erol Güngör için düşünceleri bozacak hissi yakınlıklardan, kolay anmalardan ve ideolojik sahiplenmelerden uzak değerlendirmeler yapabilme zamanı gelmiş olsa gerektir.

    Bas’bayağı akustik bir uğultu: Estetize şiddet

    Bir ifade biçimine, “mesaj”ın ta kendisine dönüşen şiddet, her an, her yere yayılan akustik uğultusuyla da hayatımızda. Kelimelerin iflas ettiği “sözün bittiği yer” değil, sözün bizzat kendisi. Estetize edilen şiddetin “seyirlik” hâle gelmesiyle de sıradanlaşıyor, hatta meşrulaştırılıyor. Çocukluğumdaki miladında da zaten çarpıcı bir film var. Güncellenen bir “Müzikal”!

    Sürecin pause tuşuna kim bastı?

    Ankara kulislerine göre devlet kurumları PKK’nın silah bırakma kararına ters işler yaptığını raporluyor. Bazı tespitler devletin vereceği teyidi geciktiriyor. Yasal düzenlemenin gecikmesiyle ilgili bir başka mesele de Öcalan’ın statüsü tartışmaları.

    Palantir muhtırası: Teknopatistan’ın bağımsızlık bildirgesi

    Palantir’in 22 maddelik manifestosu, hem bir muhtıra hem de nobran bir bağımsızlık bildirgesiydi. Rızamız hilafına vatandaşı yapıldığımız Teknopatistan’ın kurucu babaları Peter Thiel ve Alex Karp, köktendinci faşist fikirleriyle yeni bir dünya kurmak istiyor.

    Yağmur duasıyla dalga geçmek: Aslında neye gülüyoruz?

    Tübitak’ın “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” projesine desteği alay konusu oldu. Halbuki bu sanıldığı gibi münferit bir proje değil. AB destekli COST programı kapsamındaki “Geç Orta Çağ ve Erken Modern Dünyada Dua Yoluyla Katılım” adlı uluslararası araştırma ağının parçası. Söz konusu ağa 38 ülkeden 291 araştırma grubu katılıyor.

    Yunanistan’da muhalefet güçleniyor

    Çipras’ın meselesi yalnızca “erken seçim” değil; dağılmış Yunan muhalefetini yeniden kendi etrafında toplamak. Fakat bugünün Yunanistan’ında sorun şu: İktidar yıpransa da muhalefet hâlâ ikna edici bir alternatif üretemiyor. Tabii şunu da göz ardı etmemek gerek: Yunanistan’da ne olursa olsun güçlü ve dinamik bir sol gelenek var. Bu gelenek kendini öyle veya böyle hissettiriyor.

    Çözüm Süreci arafta asılı duruyor

    Türk-Kürt birliği, siyasetsiz bırakılmış bir denklemde yaşayamaz. Bu birlik, ancak demokratik siyasetin, ortak aklın ve karşılıklı meşruiyetin zemininde güçlenebilir.

    Radikalleşme kıskacındaki İsrail’de Hıristiyanlar ve Kutsal Topraklar’da artan dini hoşgörüsüzlük

    Bu paylaşım, basit bir vandalizm vakasının ötesine geçerek modern çağın en trajik ikonoklazm (kutsal imgelerin yok edilmesi) örneklerinden biri olarak kayda geçti.

    Bir arşivin 170 yıl sonra geri dönüşü…

    1856-1866 yılları arasında Rusya’nın Erzurum konsolosluğu sırasında, Molla Mahmud Bâyezîdî ile birlikte Kürt dili ve edebiyatının kanon eserlerinden 4017 sayfalık yazılı bir külliyat hazırlayan August Jaba’ nın koleksiyonu 13 cilt halinde Türkçe, Kürtçe ve orijinal tıpkı basımlarıyla yayınlandı. Peki kim tarafından? Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından.

    Dosya incelemesi değil yapısal reform: Hukuk devleti, bakanın hassasiyetine muhtaç olmayan yargıdır

    Adalet Bakanı’nın hassasiyetini kıymetsiz görmüyorum. Ama cezaevinde bağlayıcı yargı kararlarına rağmen tutulmaya devam edilen insanların varlığı ile faili meçhul bırakılan ölüm dosyaları, aynı zihniyetin birbirini tamamlayan iki yüzüdür. Bu yargı, kime ne zaman, hangi koşulda işliyor?

    Jeopolitik okumalarda neyi yanlış yapıyoruz?

    7 Ekim’den Suriye’de rejimin çöküşüne, İran’dan Lübnan’a uzanan sarsıcı gelişmeler Ortadoğu’da hiçbir ezberin tutmadığını gösterdi. Peki jeopolitiği neden yanlış okuyoruz;devlet aklı, ideolojik körlük ve sahadan kopuk analizler bizi nasıl yanıltıyor?