TÜM YAZARLAR

Devamı

    Erdoğan 360 milletvekilini nasıl bulacak?

    Erken seçim için DEM’i tatmin edici hamleler gerekiyor. Buna karşın bu hamleler Erdoğan’a seçim kaybettirme riski taşıyor.Türkiye siyaseti bir kez daha Kürt meselesi etrafında dolaşıyor, ona endeksli bir aşamada bulunuyor.

    Günahların tümünü kaleci Ederson’a yıkmayalım

    Yıllardır lig şampiyonluğuna hasret kalmış bir kulübün taraftarıyla, yönetimiyle, oyuncularıyla üzerindeki baskı, sinirleri iyice germişti. Bu gerilimin yükü en çok futbolcuların sırtına binmişti. Özellikle kaleci Ederson’un son maçlarda yediği hatalı goller, onu topun ağzına koymuştu. Ederson’un hataları elbette tartışılacak. Fakat bir takımın bütün psikolojik çöküşünü tek bir kalecinin omuzlarına yüklemek kolaycılık.

    AB’nin destek vermesi gereken esas inanç araştırması…

    TÜBİTAK’ın destek verdiği “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” başlıklı akademik proje sosyal medyada bazısı geleneksel İslamofobik, bazısı iktidara gıcıklıktan kaynaklı eleştiri ve mizah malzemesi günlerdir. Enis Doko, Urartu Şeker gibi akademisyenlerin düzeltmeleri de bir işe yaramamış gözüküyor. Muhtemelen bu konu üzerine köşe yazıları çıkacak, Youtube konuşmaları yapılacak, daha yıllarca sosyal medyada bol emojili “TÜBİTAK yağmur duasına 3 milyon vermiş” diye cahillerle dalga geçen aydınlanmacı ukalalıkların konusu olacak.

    Yapay zekâ kürsüde olsaydı

    Yapay zekâ, hukuku daha mı öngörülebilir, daha mı tutarlı, daha mı denetlenebilir hale getirecek? Yoksa mevcut sorunları daha da mı görünür kılacak? Ve belki de en kritik soru: Eğer yapay zekâ kürsüye otursa, bugünkü tabloyu mu üretirdi, yoksa bizi utandıracak kadar farklı bir tablo mu ortaya koyardı?

    Kürt Sorunu’nda siyasetsizlik tehlikesi

    Kırk yıl boyunca şiddetin gölgesinde yalnızca bir güvenlik meselesine indirgenen Kürt sorunu, şimdi silahların sustuğu bir eşikte bu kez siyasetsizlik tehlikesiyle karşı karşıya. Asıl sınav, şiddetsiz dönemi suskunlukla değil; cesur, demokratik ve çoğulcu bir siyasetle karşılayabilmek.

    Almanya göçmen gençleri kaybediyor: Bir neslin kayboluşu

    Hanau saldırısından pandemi kayıplarına, 7 Ekim sonrası kimlik sarsıntısından ekonomik kriz ve AfD’nin yükselişine kadar uzanan süreç, Almanya’da göçmen kökenli gençlerin aidiyet duygusunu aşındırıyor. Ülke bugün fiziksel değil, kendi yetiştirdiği bir kuşağın sessiz ve zihinsel kopuşuyla karşı karşıya.

    23 Nisan makam değişimleri: Kara kediler girsin araya

    Başka bir erkek çocuğun seslendirdiği 23 Nisan şiiri ile bu fasıl tam bitip, gazetecilerin ve küçük bakanların her yıl sordukları parklar, bahçeler ve uzaya çıkma gibi teknoloji sorularına ve önceden hazırlanmış cevaplara sıra gelecekken, bir kız çocuğu sözü aldı ve gerçek eğlence başladı: “Bu daha çok kızların bildiği bir şarkı aslında. O yüzden söylemek istedim…

    “Milyarderleri öldürsek mi?”

    Orjinal adı ‘’Shall We Slaughter The Billioners?’’ olan 2025 yapımı çok sert ve çok kanlı bir bağımsız Amerikan filminden söz edeceğim. Yönetmen Hanesava Quinberg. Biraz spoiler içeren bir yazı olduğunu baştan söyleyeyim. Filme ulaşmanız zor olduğu için pek sakınca görmüyorum.

    Zaten intiharların çoğu başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu, savcı bey?

    Yakınlarımızın cinayete kurban gitmiş olmasını, intihar etmiş olmalarına tercih ederiz. Daha sorunlu olan ise toplumun polisiye hikâyelerle kötülüğü kendinden uzağa koyma arzusu, üçüncü sınıf Sherlock Holmes merakı ve bunu istismar eden medya ile şov peşindeki bürokrat-siyasetçilerdir. En kötüsü de buradan çıkan “adalet tecelli ediyor” safsatalarıyla yeni mağduriyetler ve yeni skandallar üretilmesidir. Öyle ki yolsuzluğa batmış eski kayyum-valiler ve çevreleri bile mağduriyet devşirip asıl günahlarının hesabını vermeden sıyrılabilir.

    Gülistan’ın çığlığını örten, Yusuf Tarık’ı paranteze alan el

    Gülistan için susan yüzlerce el, Yusuf Tarık'ın adını küçülten o tek kalem, cenazesine katılmayan her bir bakan, evladını kaybetmiş bir babayı konuşmasın diye susturan o müdahale... Hepsi aynı zeminin üzerinde duran birer dişlidir.

    Erol Güngör’ü anarken onunla anılma ihtiyacı

    Ölümünün üzerinden 44 yıl geçmiş olan Erol Güngör için düşünceleri bozacak hissi yakınlıklardan, kolay anmalardan ve ideolojik sahiplenmelerden uzak değerlendirmeler yapabilme zamanı gelmiş olsa gerektir.

    Bas’bayağı akustik bir uğultu: Estetize şiddet

    Bir ifade biçimine, “mesaj”ın ta kendisine dönüşen şiddet, her an, her yere yayılan akustik uğultusuyla da hayatımızda. Kelimelerin iflas ettiği “sözün bittiği yer” değil, sözün bizzat kendisi. Estetize edilen şiddetin “seyirlik” hâle gelmesiyle de sıradanlaşıyor, hatta meşrulaştırılıyor. Çocukluğumdaki miladında da zaten çarpıcı bir film var. Güncellenen bir “Müzikal”!

    Sürecin pause tuşuna kim bastı?

    Ankara kulislerine göre devlet kurumları PKK’nın silah bırakma kararına ters işler yaptığını raporluyor. Bazı tespitler devletin vereceği teyidi geciktiriyor. Yasal düzenlemenin gecikmesiyle ilgili bir başka mesele de Öcalan’ın statüsü tartışmaları.

    Palantir muhtırası: Teknopatistan’ın bağımsızlık bildirgesi

    Palantir’in 22 maddelik manifestosu, hem bir muhtıra hem de nobran bir bağımsızlık bildirgesiydi. Rızamız hilafına vatandaşı yapıldığımız Teknopatistan’ın kurucu babaları Peter Thiel ve Alex Karp, köktendinci faşist fikirleriyle yeni bir dünya kurmak istiyor.

    Yağmur duasıyla dalga geçmek: Aslında neye gülüyoruz?

    Tübitak’ın “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” projesine desteği alay konusu oldu. Halbuki bu sanıldığı gibi münferit bir proje değil. AB destekli COST programı kapsamındaki “Geç Orta Çağ ve Erken Modern Dünyada Dua Yoluyla Katılım” adlı uluslararası araştırma ağının parçası. Söz konusu ağa 38 ülkeden 291 araştırma grubu katılıyor.

    Yunanistan’da muhalefet güçleniyor

    Çipras’ın meselesi yalnızca “erken seçim” değil; dağılmış Yunan muhalefetini yeniden kendi etrafında toplamak. Fakat bugünün Yunanistan’ında sorun şu: İktidar yıpransa da muhalefet hâlâ ikna edici bir alternatif üretemiyor. Tabii şunu da göz ardı etmemek gerek: Yunanistan’da ne olursa olsun güçlü ve dinamik bir sol gelenek var. Bu gelenek kendini öyle veya böyle hissettiriyor.

    Çözüm Süreci arafta asılı duruyor

    Türk-Kürt birliği, siyasetsiz bırakılmış bir denklemde yaşayamaz. Bu birlik, ancak demokratik siyasetin, ortak aklın ve karşılıklı meşruiyetin zemininde güçlenebilir.

    Radikalleşme kıskacındaki İsrail’de Hıristiyanlar ve Kutsal Topraklar’da artan dini hoşgörüsüzlük

    Bu paylaşım, basit bir vandalizm vakasının ötesine geçerek modern çağın en trajik ikonoklazm (kutsal imgelerin yok edilmesi) örneklerinden biri olarak kayda geçti.

    Bir arşivin 170 yıl sonra geri dönüşü…

    1856-1866 yılları arasında Rusya’nın Erzurum konsolosluğu sırasında, Molla Mahmud Bâyezîdî ile birlikte Kürt dili ve edebiyatının kanon eserlerinden 4017 sayfalık yazılı bir külliyat hazırlayan August Jaba’ nın koleksiyonu 13 cilt halinde Türkçe, Kürtçe ve orijinal tıpkı basımlarıyla yayınlandı. Peki kim tarafından? Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından.

    Dosya incelemesi değil yapısal reform: Hukuk devleti, bakanın hassasiyetine muhtaç olmayan yargıdır

    Adalet Bakanı’nın hassasiyetini kıymetsiz görmüyorum. Ama cezaevinde bağlayıcı yargı kararlarına rağmen tutulmaya devam edilen insanların varlığı ile faili meçhul bırakılan ölüm dosyaları, aynı zihniyetin birbirini tamamlayan iki yüzüdür. Bu yargı, kime ne zaman, hangi koşulda işliyor?

    Jeopolitik okumalarda neyi yanlış yapıyoruz?

    7 Ekim’den Suriye’de rejimin çöküşüne, İran’dan Lübnan’a uzanan sarsıcı gelişmeler Ortadoğu’da hiçbir ezberin tutmadığını gösterdi. Peki jeopolitiği neden yanlış okuyoruz;devlet aklı, ideolojik körlük ve sahadan kopuk analizler bizi nasıl yanıltıyor?

    Blogcu Viktoria Bonya, Putin’i sıkıştırıyor

    Milyonlarca takipçisi olan blogcu Viktoria Bonya, Putin’e hitaben çektiği videoda, ülkedeki gerçek sorunların ona aktarılmadığını, halkın sıkıştığını ve insanların korku içinde yaşadığını söyledi. Kremlin bu çıkışı “alışılmadık biçimde” ciddiye almak zorunda kaldı. Devlet televizyonunun ağır saldırıları, Bonya’yı daha görünür hale getirdi.

    “Mamdani ve Magyar’ın seçim başarılarını inceliyoruz”

    En erken seçime daha çok var. Ortada ittifak, cumhurbaşkanı adayı yok. Havalar hala soğuk, günlerden Pazar ve ulaşımın zor olduğu, metronun gitmediği Ankara’nın epey...

    Brezilya Devlet Başkanı Lula: ‘Bizi yeniden silahlanmaya zorluyorlar’

    Lula şöyle diyor: “Herkes yeniden silahlanmaya zorlanıyor. Brezilya’da silahsızlanmaya inandık ve 1988’de nükleer silah üretimini yasaklayan bir Anayasa çıkardık. Ne oldu? ABD silahsızlanmadı, Rusya da öyle. Çin silah üretti. Hindistan da, Pakistan da, Kuzey Kore de... Ve işte biz Brezilya olarak, 16 bin 800 kilometrelik kara sınırımız ve 8 bin 500 kilometrelik kıyı şeridimizle neredeyse savunmasız kaldık. Ama ben silahlara değil; kitaplara, gıdaya, işlere yatırım yapmak istiyorum.

    Kimsesizler coğrafyası

    Ortadoğu, küresel güçlerin satranç tahtasına dönüşmüş; bölge halkları bu tahtada piyon dahi sayılmayan birer "kimsesiz" haline getirilmiştir. Temeli Sykes-Picot zihniyetine dayanan yapay sınırlar, etnik ve dini dokuyu hiçe sayarak istikrarsızlığı kalıcı hale getirdi. Petrolün ve stratejinin gölgesinde "insan" faktörünün unutulduğu bu coğrafyada, "din kardeşliği" söylemi maalesef edebi bir metinden öteye gitmiyor. Bu makûs talih ancak dış müdahaleleri reddeden yerel ve güçlü bir iradenin doğmasıyla yenilebilir. Her şeye rağmen, Türkiye’nin bir Ortadoğu kaderine geçit vermeyecek o köklü nüvesine olan inancımızı korumalıyız.

    Katliamlar ne kötü be birader

    Diziden, filmden ya da bilgisayar oyunundan etkilenen çocukları bu içerikleri yasaklayarak ancak kızdırırsınız. Ve öfkeli bir ergenden daha tehlikeli hiçbir şey yok bu hayatta gördünüz işte.

    Diyarbakır’da bir Kürt köyünün devlete karşı hakkını Zafer Partili avukat savundu…

    Son yılların en büyük trajedisini yaşayan Kürt köyü Tavşantepe Diyarbakır’ın ortasında devletle başbaşa kaldı. Baba Arif Güran’ı savunmak Zafer Partili bir avukata kalmıştı.

    Tehlikede olan çocuklar değil, çocukluk

    Bu yeni çağda mesele sadece okula nasıl silah girdiği değil, çocukların zihnine hangi karanlık dünyanın sızdığı. Sosyal medya kullanım yaşı, bir özgürlük polemiğinden çok çocukluğu koruma meselesi

    Yaratılıştan trajikomediye kahkaha…

    Tarih boyunca gülmenin, kahkahanın yeri hep tartışmalı… Mitolojide “Tanrının yedi kahkahası” yaratılış efsaneleri arasına girerken, “İnsan Nasıl İnsan Oldu” babından kitaplarda, filmlerde zekânın gelişiminin, sosyal iletişimin, birlikte yaşamanın ilk göstergeleri arasında… Tarihin karanlık yüzünde ise kahkahanın mekruh, hatta “iblis işi” olduğu, “korkuyu yok ettiği için inancı, otoriteyi sarstığı” da var. Bu yönüyle bir tür direniş enstrümanı da…

    Yüz Kızardığında: Utanç, Siyaset ve Geri Çekilme Hakkı

    Utanç bilinen aksine çoğu zaman yanlış anlaşılır. Ona ya bir zaaf muamelesi yapılır ya da ruh menajerlerinin baktığı gibi hızla tedavi edilmesi gereken bir aksaklık gibi bakılır. Günümüzde artık insan utanmamalıdır, denir. Dik durmalı, kendinden emin olmalı, her koşulda görünür olmalıdır. Oysa insan hayatına kaim bazı anlar vardır ki insan tam da bu “dik durma” çağrısından dahi utanır. Frederic Gros’un Yapı Kredi Yayınlarından çıkan yeni kitabı tam bu eşikte başlar. “Utanç: Devrimci Bir Duygudur.”