TÜM YAZARLAR

Devamı

    İngiliz sağcısı mı, Türk berberler mi?

    Türkiye’de bazı çevrelerin Nigel Farage gibi figürlere sempati duyması ilk bakışta çelişkili görünüyor. Farage, “İngilizler üstün ırktır” diyen bir siyasetçi de değil. Daha çok göç, kültürel çözülme, elit karşıtlığı ve “ülkenin kontrolünü kaybettiği” hissi üzerine kurulu bir popülizm üretiyor. Bu medeniyetçilik fikri o imkansız bağları kuruyor.

    Türkiye-Avustralya Maçı Öncesi Melbourne Karıştı: Güvenlik mi, Göç Korkusu mu?

    Türkiye-Avustralya maçı öncesi Melbourne’de beklenmedik bir kriz çıktı. Dünya Kupası maçlarının Federasyon Meydanı’nda yayınlanması güvenlik gerekçesiyle yasaklandı. Ancak “Hindistan-Pakistan kriket maçı olsaydı yine yasak gelir miydi? sorusu, tartışmayı hızla göç, kimlik ve çokkültürlülük meselesine taşıdı. Victoria hükümetinin geri adımı, Avustralya’nın yalnızca futbolu değil, kendi toplumsal gerilimini de konuştuğunu gösterdi.

    Nurettin Topçu’yu İslamcı zannedenler için küçük bir not

    Topçu, hayatı boyunca gerçek isyankarları ve gerçek Müslümanları aradı, bunun rüyasını gördü ve hiç İslamcı olmadı.

    Kaç bahar daha…

    “Ölmeye Yatmak” romanını 6 Mayıs 1972’deki idamların ardından okumuştum. Üç gencin de hücrelerinde onca gece ölmeye -ölümüne- yattıklarını düşünerek... Ölüm kaygısıyla “yaşanmamış hayat” arasındaki doğru orantı, bugün de cezaevlerini aklıma getiriyor. Ömrümü düşündüğümde hep karşıma çıkan “Kaç bahar daha?” sorusunu da… “Kaç bahar daha hapisteyim?” sorusu hayatını, “Kaç bahar daha görebileceğim” endişesi ömrünü yiyor hapisteki insanların. Yattığından beri yanıtsız kalan tüm sorularının ortasına yerleşiyor.

    Barselona-Real Madrid ve Arda

    Ülkemiz futbolu için de önemli dersler içeren bu röportajda, Alba özellikle Barselona’nın altyapısını oluşturan “La Masia” (Çiftlik) adlı “futbolcu yetiştirme akademisi”ne vurgu yapıyor. Lionel Messi, Xavi Hernandez, Andres İniesta, Pep Guardiola, La Masia’dan yetişmiş ünlü isimlerden bazıları. Ki Jordi Alba’nın bizzat kendisi de bu isimlere dahil.

    Üç dinde ahiret inancı neden aynı değil?

    Ahiret; Yahudilik'te yok gibidir, Hıristiyanlık'ta çok azdır ve İslamiyet'te ise epey gelişkindir. Acaba neden İslam'da cennet ve cehennem böyle detaylı iken diğer iki dinde ya yoktur ya da çok cılızdır?

    Çözüm mü, oyalama mı?

    "Nisan olmadı, Temmuz'a bakalım" denilerek yönetilen bir süreç, strateji değil ancak sorumluluktan kaçıştır. Gerçek çözüm erteleme değil, kararlılık gerektirir.

    Bosch’un Anneler Günü fiyaskosu ve maksadını aşan tepkiler

    Bu sadece kötü bir reklam örneği değil; aynı zamanda kültürel zekâ eksikliğinin, yanlış zamanlamanın ve yerel hassasiyetleri okumamanın nasıl pahalıya mal olabileceğinin de açık bir göstergesi.

    Aşırı sağı sadece sol mu yenebilir?

    Merkez siyasetin populist bir söylemle birlikte radikal sağı gerçekten durdurabilmesi mümkün mü? Jean-Luc Melenchon’un adaylığı nedeniyle yeniden gündeme taşınan “aşırı sağı sadece sol yenebilir” söylemi de tam olarak bu tartışmanın merkezinde duruyor

    AİHM Büyük Dairesinin yasak kararı: Hukuka dönüş için son çağrı ve tarihi sorumluluğumuz

    AİHM Büyük Dairesi'nin Yasak kararı, Yalçınkaya içtihadını bir kez daha mühürlemiş ve ihlallerin sadece usuli değil, aynı zamanda insan onurunu hedef alan esasa ilişkin ağır boyutlarını da kayda geçirmiştir.

    Trabzonspor, yapma böyle gözünü sevim, üzme bizi!

    TS, Amedspor’u ilk kutlayan takım olmalıydı. Çünkü çok benzer bir hikâye var. TS gibi Amedspor da müesses nizama bayrak çekti. TS gibi Amedspor da şehriyle tek bir nefes oldu.

    Yusuf Tarık Gül ve Görmezden Gelinenler

    Yusuf Tarık Gül’ün hikâyesi, tekil bir trajediden öte; KHK sürecinde hayatları altüst olan ve çoğu zaman sessizce unutulan çocukların ortak hikâyesini gözler önüne seriyor.

    Başörtülü kızların eğitim hakkı ile başlayan Ak Parti aynı yerden mi bitecek?

    Başörtülü üniversite mezunu kadınlar ya Ak Parti'ye muhalif oldular ya da Parti'nin seçmen tabanıyla farklılaşan, Parti'nin alternatif siyasi elitini oluşturdular.

    Batılı Liderler: İçeride Sallantıda, Dışarıda Prestijli

    Starmer gibi Macron’un da kendi ülkesindeki destek seviyesi anketlerde %22 olarak ölçülüyor. Alman Şansölyesi Merz’in durumu, daha beter. Desteği artık %15 düzeyinde. Almanya’da büyük bir kesim tarafından yaşlı ve demode bulunan Merz, Almanya dışına adım attığında ise, Trump veya Sánchez kadar olmasa da gene belli bir ilgi görüyor. Sánchez, İspanya’daki büyük bir kesim seçmenin gözünde “gazı kaçmış kola” etkisi yapsa da Filistin’e verdiği destek sayesinde İspanya dışında hala popüler.

    Amedspor topu nasıl göğsünde yumuşattı?

    Futbol hır gürün çok olduğu bir spor. Amedspor’un ekstra bir ev sahipliğine ihtiyacı olacak. Amedspor’un ev sahipliği ve deplasmanları Türkiye’de önyargıların kırılmasına büyük hizmet edebilir. Çözüm sürecinin bir türlü sağlanamayan toplumsallaşmasını Amedspor doğal ve herkesin bildiği bir dilden yapabilir.

    Bir şampiyonluk hikayesi

    Amedspor’u şampiyon yapan asıl aktör kimdi? Cevap, hiç şüphesiz taraftardır. Bu sezon Amedspor kendi evinde hiç yenilgi yüzü görmedi. Tatmin edilmemiş bir mağduriyet enerjisinin de takımı sırtladığı görülüyor.

    Evde bir bayram havası

    Elbette, Amedspor bir spor kulübü; ama salt bir spor kulübü de değil; bundan çok daha ötesi. Amedspor, hâlihazırda Kürt kimliğinin en mühim taşıyıcı sütunlarından biri.

    Koltuktan masaya “Kabul Salonu” metaforları

    Koltukların her 23 Nisan’da yarının büyüklerine bırakılması, sahnelenen en gerçek ötesi “müsamere”. Siyasetteki işleyişi “sahne gerçekliği”ni bile yok ediyor. Polemikler de bugünkü “şakacıktan” seyrinin altını çiziyor zaten. Koltuğa değil “laf oturtma”ya dönüşüyor: “23 Nisan’da bir günlüğüne oturursun…” Ulusal egemenliğin sahibi milletin payına düşen, her şakadaki acı gerçek. Bu sene metaforlar masaya da uzanıyor.

    İran’lı Bir Misafir Hk….

    MİT 62 yıllık gizli belgeyle Humeyni’yi SAVAK’ın isteğiyle misafir ettiğini ilk kez açıklamış oldu. Bu sürgünde yaşananlar, dönemin Türkiyesi ve devleti hakkında da epey ilginç bilgiler veriyor.

    Yayın sayısı mı, bilimsel derinlik mi? Çin’in yeni akademi politikasından dersler

    Çin’in deneyimi bize çok sayıda ders taşıyor. Bir ülke, akademik değerlendirme sistemini sadece “kaç yayın, hangi indeks, kaç atıf?” soruları üzerine kurarsa, sonunda çok makale üreten ama kendi meseleleri üzerine derinlikli düşünmekte zorlanan bir akademiyle karşılaşabilir.

    Anayasa mahkemesi ve demokrasi ilişkisi

    Özkaya hakim ve savcıların ahlaki sorumluluğuna, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine, adil yargılanma hakkına ve hâkim-savcıların vicdani yükümlülüklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmada öne çıkan başlıklardan biri, “kul hakkı” meselesiydi. Özkaya, hâkim ve savcıların karar verirken mevzuatın yanında vicdan, ahlak ve hakkaniyet duygusunu da gözetmeleri gerektiğini ifade etti. Özkaya, yargı mensuplarına seslenerek, “Adaletin tesisinde hamasete, husumete, kindarlığa, kayırmacılığa ve hatta duygusallığa yer olmadığını asla unutmamalıdırlar” ifadelerini kullandı.

    “Ne maç oluyor ama”

    PSG ve Bayern, yapılması gereken ama uzun zamandır pek yapılmayanı yaptılar. Her iki takımın da bütün oyuncuları, topa hükmettikleri anda karşı kaleyi düşündüler. Evelemediler, gevelemedir; “hele bir iki yan ya da geri pas yapayım, geriden oyun kurayım” modasına prim vermediler. Maçın her saniyesinde golü düşündüler.

    PSG-BM Paris’te Son Tango…

    Dün gece Paris’te, Şampiyonlar Ligi yarı final ilk ayağında yaşananlar, futbolun sınırlarını yeniden çizen bir düello olarak hafızalara kazındı.

    Öncelikli ve sahici soru örgüte değil, devlete sorulmalıdır

    Örgüt, büyük ölçüde devletin yarattığı bu olumsuz zeminde güç bulmuş, varlığını ve toplumsal meşruiyetini bu zeminden beslemiştir. Dolayısıyla öncelikli ve sahici dönüşüm örgütten değil, devletten beklenmelidir.

    Erdoğan 360 milletvekilini nasıl bulacak?

    Erken seçim için DEM’i tatmin edici hamleler gerekiyor. Buna karşın bu hamleler Erdoğan’a seçim kaybettirme riski taşıyor.Türkiye siyaseti bir kez daha Kürt meselesi etrafında dolaşıyor, ona endeksli bir aşamada bulunuyor.

    Günahların tümünü kaleci Ederson’a yıkmayalım

    Yıllardır lig şampiyonluğuna hasret kalmış bir kulübün taraftarıyla, yönetimiyle, oyuncularıyla üzerindeki baskı, sinirleri iyice germişti. Bu gerilimin yükü en çok futbolcuların sırtına binmişti. Özellikle kaleci Ederson’un son maçlarda yediği hatalı goller, onu topun ağzına koymuştu. Ederson’un hataları elbette tartışılacak. Fakat bir takımın bütün psikolojik çöküşünü tek bir kalecinin omuzlarına yüklemek kolaycılık.

    AB’nin destek vermesi gereken esas inanç araştırması…

    TÜBİTAK’ın destek verdiği “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” başlıklı akademik proje sosyal medyada bazısı geleneksel İslamofobik, bazısı iktidara gıcıklıktan kaynaklı eleştiri ve mizah malzemesi günlerdir. Enis Doko, Urartu Şeker gibi akademisyenlerin düzeltmeleri de bir işe yaramamış gözüküyor. Muhtemelen bu konu üzerine köşe yazıları çıkacak, Youtube konuşmaları yapılacak, daha yıllarca sosyal medyada bol emojili “TÜBİTAK yağmur duasına 3 milyon vermiş” diye cahillerle dalga geçen aydınlanmacı ukalalıkların konusu olacak.

    Yapay zekâ kürsüde olsaydı

    Yapay zekâ, hukuku daha mı öngörülebilir, daha mı tutarlı, daha mı denetlenebilir hale getirecek? Yoksa mevcut sorunları daha da mı görünür kılacak? Ve belki de en kritik soru: Eğer yapay zekâ kürsüye otursa, bugünkü tabloyu mu üretirdi, yoksa bizi utandıracak kadar farklı bir tablo mu ortaya koyardı?

    Kürt Sorunu’nda siyasetsizlik tehlikesi

    Kırk yıl boyunca şiddetin gölgesinde yalnızca bir güvenlik meselesine indirgenen Kürt sorunu, şimdi silahların sustuğu bir eşikte bu kez siyasetsizlik tehlikesiyle karşı karşıya. Asıl sınav, şiddetsiz dönemi suskunlukla değil; cesur, demokratik ve çoğulcu bir siyasetle karşılayabilmek.

    Almanya göçmen gençleri kaybediyor: Bir neslin kayboluşu

    Hanau saldırısından pandemi kayıplarına, 7 Ekim sonrası kimlik sarsıntısından ekonomik kriz ve AfD’nin yükselişine kadar uzanan süreç, Almanya’da göçmen kökenli gençlerin aidiyet duygusunu aşındırıyor. Ülke bugün fiziksel değil, kendi yetiştirdiği bir kuşağın sessiz ve zihinsel kopuşuyla karşı karşıya.