TÜM YAZARLAR

Devamı

    “Halkın dinî duygularını istismar”ın tuhaf geri dönüşü

    Süleymancılar bugün devlet karşısında yalnız ve korumasız. Ağır suçlamaların sorgulanmadığı operasyon, cemaatlere karşı eski devlet reflekslerinin yeni aktörlerle geri döndüğünü gösteriyor.

    Devlet ve Cemaatler II: Dindarlıkta cemaatsel mahremiyetlerin ilgası

    Belki de artık cemaatlere ihtiyaç kalmadı. Onların da silah bırakma zamanı geldi.Çünkü cemaatlerin koruyabileceği veya faydalı olabileceği fazla bir insan malzemesi de kalmamış olabilir. Zira çoğuna insanlar gitmekten korkuyor.Dindar modernleşmesinin bu kayıtdışı dereleri artık devletin büyük dini sulama kanalına dökülmek zorunda kalıyor gibi.

    Devlet Ne Zaman Unutmaya Karar Verir?

    Osmanlı’nın Celâlîlerle ve zeybeklerle, Cumhuriyet’in eski muhalifleriyle ve modern devletlerin iç çatışmalardan çıkan insanlarla tekrar tekrar karşılaştığı asıl soru silâhlar sustuktan sonra başlıyor.

    FUTBOLUN MACHIAVELLI’Sİ

    Netflix’te üç bölümlük bir José Mourinho belgeseli var.“Hazır ligler de başlıyor, dersime çalışayım” dedim; kalemi kâğıdı elime aldım ve notları alarak belgeseli seyrettim.Doğrusu pek bir şüphem yoktu zaten ama belgeseldeki Mou’yu gördükten sonra “Özel Biri” ile karşı karşıya olduğumuza dair düşüncem daha bir katmerlendi.

    *(6) Birbirinden Habersiz İki “Düşman Kardeş”: Yunanistan ve Türkiye

    ... Şimdi gelelim Türkiye’ye. Burada durum çok farklı, çünkü zafer söz konusu. Dolayısıyla 1919-1922, imparatorluktan ulus-devlete geçişin büyük anlatısına çok kolay ve pürüzsüz entegre oluyor. Hattâ belki fazla kolay ve pürüzsüz demek lâzım, çünkü yüz küsur yıl sonra bugün dönüp geriye baktığımızda, her şey olması gerektiği gibi olmuş, zaten başka türlü de olamazmış gibi gözüküyor. Gerçek sıkıntılar, çelişkiler, zorluklar, tehlikeler siliniyor. Başarısızlık ihtimali yok. Bu kaçınılmazlık öyküsü içinde, terimler, sözcükler, kavramlar da spesifikliklerini yitiriyor. Vatan, millet, devlet, padişah, halife, istiklâl, kurtuluş, müdafaa, selâmet… rastgele kullanılmış sanılabilecek bir kelime yığınına dönüşüyor. 

    Ekim ayında MGK PKK’yı münfesih ilan edebilir

    Teyit kısmının Ağustos ve Eylül ayında tamamlanması bekleniyor.Ve eğer her şey takvime göre işlerse Ekim ayında MGK’dan tarihi bir karar çıkacak.

    Cemaatler ve Devlet: Din ile Siyaset ayrılabilir şeyler mi?

    Hazmı zor olan gerçeği baştan söyleyelim. Din ile devlet tam olarak birbirinden ayrılamıyor.Çünkü aynı fonksiyonu görüyorlar: İrşad.

    Diyarbakır’da kalite konuştu

    Amedspor doğru oynadı ve kaliteli ayakları doğru anlarda devreye girdi.Dellova’nın pası, Dia Saba’nın dokunuşu, Karsnıqi’nin bağlantısı, Sor’un servisi, Orban’ın koşusu... Bunların her biri futbolun kaliteli parçaları.

    Neden Enkaz Altında Kaldık? (2): Binalarımızı bilmiyoruz, kanlı piyangoyu bekliyoruz

    Bir kentin hangi binalardan oluştuğunu, bu binaların temel özelliklerini ve hangilerinin önce incelenmesi ve gerekliyse müdahale edilmesi gerektiğini bilmiyorsanız deprem riskini yönetemezsiniz. Türkiye yıllardır yapı stoku envanterini mevzuata ve eylem planlarına yazıyor; fakat ülke ölçeğinde güvenilir, güncel ve risk azaltma kararlarına yön veren bir sistemi kurmuyor. Böyle olunca hangi binaların yıkılacağını öğrenme işi depreme kalıyor. Bunun adı kader değil; bedeli canla ödenen kanlı bir piyangodur.

    İSTEMEZÜK!

    Maalesef yine olmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriter yönetimini demokrasiye zorlayacak şekilde siyaset yapma, muhalefet etme fırsatı yine değerlendirilemedi. Ne geçti şimdi muhaliflerin eline?

    Deyimlerle yeni yüz/binyıl

    İstisnalar hariç insanın iki basamaklı ömründe hem yeni bir yüzyıla, hem de hem de yeni bir bin yıla girmesi her ömre nasip değil. Kendi payıma şanslılar turnuvasında, erkeklerde güncel ortalama ömrün kalan kulaçlarındayım. Mesela 1946’da “Yaş 35! Yolun yarısı eder” diyerek ortalama ömrün 45’lik plak misali döndüğü ülkeye umut armağan eden Cahit Sıtkı Tarancı öyle şanslı değil. 46 yaşında gidiyor. Lâkin yeni bir yüzyılda, binyılda olduğumuzu unutalı kaç yıl geçti bilmiyorum. Ötesi -dilerim- “idrak ettiğimiz” bu çeyrek yüzyılda “şans”tan da söz etmek imkânsız.

    AK Parti 25 yaşında mı?

    Son 25 yılda bugün birbiriyle kanlı bıçaklı rakip olabilecek çok farklı AK Partiler oldu. Bütün bu farklı AK Partiler, zaman bükülse ve tarihte yan yana gelseler birbirlerinin en dişli rakipleri olabilirdi.

    Bir Macar masalı: Yargıç Baka’nın muhteşem dönüşü

    András Baka, bu hafta Macaristan’ın yeni Cumhurbaşkanı seçildi.Baka, Yüksek Mahkeme’nin eski başyargıcı.Orbán’ın otokratik yargı reformunu eleştirdiği için görevden alınmıştı. Orbán 16 sene sonra seçimleri kaybedince Baka intikamını aldı. Hukuk devleti adına sembolik bir zafer.

    5) Savaşın Adı ve Örgütün Adı

    Sömürgelik koşullarından türemezken “mış” gibi yapıp bu yolla meşruiyet arama cereyanı, 1960’ler ve 70’lerde Türkiye’ye de dayandı. Önce Türk, sonra Kürt aşırı-solunu etkiledi. THKO ve THKP-C gibi köksüz, temelsiz, dolayısıyla küçücük; öte yandan, geniş bir etnik tabana dayandığı için PKK gibi (nötr anlamda) çok daha ciddî örgütler, dünya çapındaki trendlerin Türkiye tezahürleri oldu. “Bak, Çin, Vietnam, Küba nasıl yaptı ve yapıyor? Biz de yapabiliriz.” 

    Galatasaray’ın Oyunu: Düz Ova, Kaba Kuvvet

    Galatasaray’ın oyununda illegalite yok; kumpas yok, bulmaca yok, aldatma yok, yanıltma yok. Dolayısıyla rakibin önüne konulan problem de son derece basit: Galatasaray ne yapabiliyorsa onu engelle.

    467 Vekil Nasıl Aynı Fikirde Buluştu? Yoksa Aslında Buluşmadılar mı?

    467 oy bu bakımdan önemli bir istisna oluşturuyor. MHP ile DEM Parti, CHP ile AK Parti aynı kararda buluşuyor; ertesi gün başka bir meselede tekrar karşı karşıya geliyorlar. Bu durumu siyasî tutarsızlık olarak görmemek gerekir. Tam tersine, sağlıklı demokratik siyasetin ihtiyaç duyduğu şeylerden biri değişken ortaklık geometrisidir. Her konuda aynı iki kampın karşı karşıya gelmesi siyasî rekabeti kimlik savaşına dönüştürürken, farklı meselelerde farklı çoğunlukların oluşması siyaseti yeniden müzakere ve pazarlık alanına çevirebilir.

    Muhammed Salah ve Futbolda İtibar Ekonomisi

    Süper Lig’de oluşan bu futbol ekonomisi, devlet yönetimindeki “itibardan tasarruf olmaz” denildiğindeki harcama dinamiğiyle oldukça benzerlik gösteriyor. Tüketim ve harcamanın başarı olarak görülmesi, sportif yatırım kadar sportif başarının geleceği düşüncesi ile Türkiye toplumu; siyasetten futbola benzer bir zihniyetle hareket ediyor.

    Neden Enkaz Altında Kaldık? (1): İnsanlar binaların değil, çöken bir sistemin altında öldü

    Neden Enkaz Altında Kaldık?” başlıklı bu yazı dizisi, tek bir suçlu bulup rahatlamak için değil, çöküşün birbirine bağlı nedenlerini görünür kılmak için kaleme alınacak.

    (4) Yan Pist: Sol ve Maksimalizm

    Son zamanlarda hangi konuya el atsam, kendimi böyle bir retrospektif içinde buluyorum. Yalnız esas problemi, çıkış noktamı (şu somut örnekte, Türkiye’nin sömürgelik nedir yaşamadığını ve dolayısıyla Millî Mücadele’sinin de bir ulusal kurtuluş savaşı olmadığını) yazamıyorum, tek başına. Bütün bir 19. ve 20. yüzyıl tarihi (ve düşünce tarihi, kavramlar tarihi) içine oturtmak; önü ve arkasını, sağı ve solunu belirlemek istiyorum.

    Birbirimizle Konuşmaya Cesaret Edebilir Miyiz?

    Barış sürecine mesafeli duran muhalif kesimler için de başka türden bir cesarete ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İnsan bir sürece kuşkuyla yaklaşırken de karşısındakini dinleyebilir, eleştirilerini korurken aynı masaya oturabilir.

    Siyasette Maksimalizm Tuzağı: Kusurlu Çözüm mü, Kusursuz Çözümsüzlük mü?

    Maksimalizmin en büyük yanılgısı, “kusurlu çözüm”ü reddettiğinde onun yerine “kusursuz çözüm”ü seçtiğini sanmasıdır. Oysa siyasetin gerçek dünyasında masada üçüncü bir seçenek bulunmayabilir. Kusurlu çözümü reddederek seçtiğimiz şey, çoğu zaman kusursuz çözüm değil, çözümsüzlüğün tâ kendisidir.

    Hem şiş yandı hem kebap!

    Özgür Özel ne evetçilerin gönlünü alabildi ne de hayırcıların yüreklerini soğutabildi.Yani günün sonunda hem şiş yandı hem de kebap.

    Yasaları barışın karşısına koymak adalet getirir mi?

    Bugünkü bazı muhaliflerin “tavizsiz” tavrı, hukukçuların “mutlak adalet” ve “yasallık” takıntısı; Türkiye’ye asla sahip olamayacağı barışı (yani çatışmayı) vadediyor.

    Silah bırakırken PKK’yı kınama yarışı…

    Ne tuhaftır ki PKK kendisini feshedip silah bırakma sürecine girince, işler ciddileşip Meclis’e bunun için bir yasa gelince Türkiye’de birdenbire PKK’yı ve Öcalan’ı kınama yarışı başladı.

    (3)1945 sonrasında Üçüncü Dünya, Marksizm ve Ulusal Kurtuluş savaşları

    Sosyalizmin itibarsızlaşmasını 1960’larda yükselen, 70’lerde ivmesini henüz koruyan anti-emperyalizm telâfi ediyor; Batı toplumları için sosyalizm cazibesini yitirirken, Batı-dışı toplumlarda 20. yüzyıl Marksizmi kendini belki her zamankinden fazla dinletebiliyordu.

    Almanya’da Sol’un Sürpriz Yükselişi: Elif Eralp Berlin başbakanlığına mı yürüyor?

    Berlin’de 20 Eylül seçimleri yaklaşırken Filistin’e desteği, göçmen hakları ve radikal konut politikalarıyla öne çıkan Die Linke anketlerde yüzde 20’yi aştı. Türkiye kökenli Elif Eralp, seçim sonrası kurulabilecek sol koalisyonla Berlin’in başına geçebilir.

    Post-Post-Kemalizm veya Memur Çocuklarının İsyanı

    Post-Kemalizm bir değişimin sebebi değil sonucuydu. Kemalizm eleştirisi olarak yapılmasaydı bu eleştiri, o zaman başka şeylerin eleştirisi şeklinde daha radikal biçimde yine yapılacaktı.

    Mekke Anlaşması ve “Düğüm Devlet” Türkiye: Savunma İttifakından Yeni Bir Ekonomik Coğrafyaya

    Mekke Anlaşması yalnızca bir savunma ittifakı değil, Türkiye’nin “Düğüm Devlet” olma ihtimalinin de yeni bir aşaması.

    Kürt sorunu yasası nasıl değerlendirilmeli?

    Bu yasa, özetle, Kürt sorununun nihai çözümü için yeterli olmayan ancak gerekli bir aşamadır. Özetle, eksik-fazla çatışma çözümü sürecinin bu hâliyle geldiği nokta, Türkiye bakımından tarihî ve hayati bir aşamadır.

    Korkularla, acılarla beslenen öcüler

    Türkiye’de de kim bilir kaç kuşağın yaşadığı korku atmosferi, 65 yıllık tarihiyle “Alacakaranlık Kuşağı” dizisini bile solluyor. O dizinin girişinde vurgulandığı gibi “ışıkla gölgenin, karanlığın buluştuğu, insan aklının sınırlarını zorlayan bir boyut”. İzlediğim güncel bir dizi de öcü böö’cülerin, kötülüğün farklı yüzleriyle ilgili. En beteri; zira insan suretindeki yaratık, o canavar, korkuyla, yarattığı dehşetle, insanların acılarıyla, kederiyle besleniyor. Güncel hâliyle medyatik de…