TÜM YAZARLAR

Devamı

    Anıtkabir, Atatürk Stadyumu’na karşı

    Ankara’da Anıtkabir’de Ey Türk Gençliği diye seslenilen gençlik, İstanbul’daki Atatürk Stadyumu’nda konserdeydi. Ankara’daki derin siyasi kriz Türkiye’deki vatandaşların ne kadarının gündemine girebilir ya da girdiyse kalabilir? Hayatın normalliği, siyasetin anormalliğine galebe çalıyor.

    DEM Parti’ yasal adımları bekliyor ama…

    Her ne kadar DEM Parti yöneticileri, yasal adımların Haziran ayında atılacağına dair kararlı ve tekrar eden açıklamalar yapıyorlarsa da, ben bunun ne Haziran’da ne de Temmuz’da gerçekleşeceğini hiç düşünmüyorum.

    Aşırı siyaset

    Bayram sohbetlerinde siyaset her zaman konuşulur ve güzel bir hoşluk da yaratır ama bu kez yenilen tatlılardan sonra değil henüz içilmeyen kahvelerden önce olunca durup düşünmek gerekiyor. Toplum aşırı bir siyasete maruz kalmışlıktan dolayı tam da siyasetten uzaklaşıyor.

    Kapitalizmden kaçış

    Kapitalizmi daha da ayrıntılandırarak anlattığımda herkesin aklına en sonunda “Peki’ çıkış mümkün mü?” sorusu gelir. Kendisine yöneltilen bu soruya çoğu insan “Hayır, mümkün değil, karşı da olunsa kaçamazsınız!” cevabını verir. Aslında çıkış mümkündür; tamamen olmasa da. Başlangıçta küçük bir parça kaçırmak, sonra kaçırılan parçayı zamanla büyütmek çaresi vardır.

    Onun adına değil insanlık adına utandım

    Asıl mesele utanç duygusunun kaybıyla da güncellenen kıymeti… “Onun adına utandım” deyimi de ondan güncel. Mecburen... Ama nafile. “Onun yerine” utanmanın utanmadan yoksun yahut muaf olana faydası yok. Adını onun adınla, yerinle lafın gelişi de olsa anmayacaksın esasında. Duygularını, derdini, ifadeni onun için, ona göre, o seviyede konumlandırmayacaksın. Yalnızlaştıracaksın… “Onun adına” değil inadına, deyiminde bile onun utanmazlığının üstünü çizerek; “İnsanlık adına utandım!..”

    Prokrustes’in demir bir yatağı varmış…

    Son bir hafta içerisinde olan biteni anlamaya dönük çabalar aşırı teorileştirme, kendi zihnini aktörlere yansıtma ve postmortem analizin bütün semptomlarını gösteriyor. Gerçek ise analizcilerin tenezzül etmedikleri kadar basit.

    Siyasi gelişmelerde zihniyet izi…

    Ana muhalefet, iktidarın ağır ve keyfi baskısı altında kıvranıyor. Bu da yetmezmiş gibi, kendi içinde iki açıdan kaynıyor.

    Savaş mevsiminde demokrasi bitkisi

    Türkiye’de demokrasinin tedrici kayboluşu, demokrasinin dünya ölçeğindeki krizinin bir parçası olarak anlaşılmalı. Parti ve yöneticilerden bağımsız olarak Türkiye gibi bir devletin demokratik kırılganlıktan uzaklaşmaktan başka bir seçeneği kalmamış olabilir. Belki de ülke savaş sathımailine girmiş bir ülke olarak görülmeli.

    Pierre Laval sendromu

    Savaş karşıtı bir sosyalist olarak yükselen Pierre Laval, halkın değil işgalcilerin desteğine yaslandığında Fransa tarihinin en nefret edilen isimlerinden birine dönüştü. Onun hikâyesi, meşruiyetini seçmenden değil güç odaklarından alan siyasetçilerin neden sonunda yalnızca birer aparat olarak hatırlandığını anlatıyor.

    Türkiye, “Demokratik Almanya” olur mu?

    Doğu Almanya’da iktidarla birlikte el kaldıran dört muhalefet partisine halk “blok flütçüleri” diyordu. Die Zeit, CHP’ye mutlak butlanı bu modelle açıkladı. Berlin’deki DDR Müzesi’nde bugün bir oyuncakla hicvediliyor.

    Modern insan neden Kurban ibadetinden rahatsız oluyor?

    Kurban, modern insanın sandığı gibi ilkel bir kalıntı değil; onu steril konforundan çıkarıp varoluşun yalın gerçeğiyle yüzleştiren bir panzehirdir. Belki de bu bayram, kronolojik kibrimizi bırakıp, feda edebildiğimiz ölçüde insan kaldığımızı hatırlama vaktidir.

    “Baba ocağı”nı terk etmek…

    Özgür Özel’in CHP için kullandığı “Baba ocağı” güzel bir metafor. Ama baba ocağı herkesin geri döneceği değil, bir gün terk edilmesi gereken bir yerdir de. Evlatlar, baba ocağını terk ettikleri gün büyürler ve olgunlaşırlar.

    Paralel eski Türkiye’ye de veda…

    90’larda Kuştepe’de entelektüel hayatın, 2000’lerin ilk 10 yılında Dolapdere’de ifade hürriyetinin, 2010’lu yıllardan sonra Santral İstanbul’da küresel, asri hayatın merkezi olan Bilgi Üniversitesi’nin kapanmasıyla paralel eski Türkiye’den de geriye pek bir şey kalmadı.

    Batı’nın batısı doğu çıkınca

    Doğu veya Batı’da takılı kalan bir taşralılık (provincialism) vakti geldiğinde gerekli olan öz-düşünümselliği gösteremiyor. Sadece nesne arayanlar (kendilerini bir nesne olarak düşünenler) kendi kendilerine bir özne olarak rastgelemiyorlar.

    Liyâkatten “Orada Olmak”a…

    “Liyâkat”in hayâtî önemiyle Hacettepe “Sosyoloji/Sosyal Çalışma” bölümüne kayıt yaptırırken karşılaşmıştım. İki bölümden birini seçmemiz istendi. Niyetim hep sosyolojiydi ama bir hocamın uyarısı her şeyi değiştirdi: “Sosyoloji Bölümü akademik liyâkatten uzak!” Seçimimdeki isabeti 12 Eylül darbesi de tescilledi maalesef; bölümü anında kapattılar. Bugün anması bile lafügüzaf; liyâkat “nisyan-ı ebedîye mahkûm olmuş yad-ı cemil (sonsuz bir unutuluşa mahkûm edilmiş güzel hatıra)”. Örnekleriyle aynı zamanda kara mizah.

    Kızlar Reis istese bile evde kalır mı?

    Kadınlar çağlar boyudur çalışıyor. Tarım toplumunda ücretsiz aile işgücü olarak çalışırken, kimse kadınlar evde ayağını uzatıp çalışmasın demiyordu. Şimdi olan daha prestijli işlerde çalışmalarıyla aile içindeki güç dengelerinin değişiyor olması.

    Siyasetin İptal Edilen İradesi: Bir “Yargısal Müdahale” Kroniği

    1954’de Millet Partisi, 1957’de Vatan Partisi ve 27 Mayıs darbesinin ardından Demokrat Parti asliye hukuk mahkemeleri tarafından kapatılmıştı. Siyasi Partiler Kanunu bir partinin kaderini bir asliye hukuk hakimine bırakmamak için çıkarılmıştı

    Postkolonyal Teorinin İslamcıların Elinde Görülmesinin Yol açtığı Dost-Kemalist İğrenti

    Batıda neredeyse artık bittiği halde Türkiye’de yaygın ve yükselişte olan postkolonyal teori veya daha rafine haliyle dekolonyalizmin tetiklediği yeni bir tartışma var. İslamcılar sömürgecilik karşıtlığını istismar ediyorlar diyen bir tartışma. Peki ne kadar haklı bir eleştiri bu?

    Antalya: Ateşin ortasındaki cennet

    İran savaşı, İngiltere pazarındaki rezervasyonların Mallorca’ya, Kanarya Adaları’na kaydırılmasına neden olmuş. En büyük tur operatörleri günlük 15-20 bin kişilik iptaller yapmış. Otel, mart ayını neredeyse hiç rezervasyon almadan geçirmiş. Barış görüşmeleri, ateşkes ihtimali gibi haberler konuşulunca rezervasyonlar hafif hafif yeniden başlamış.

    Çipras geri dönüyor: Yunan solunun enkazından yeni bir lider çıkabilir mi?

    2015’te kemer sıkma politikalarına karşı yükselip Avrupa solunun sembolüne dönüşen Aleksis Çipras’ın siyasete dönüş hazırlığı, Yunanistan’da yeni bir tartışma başlattı.

    Gazze’nin Gölgesinde “Yılın Düğünü”: İsrail’de Kohenlik Krizi ve Çifte Standart Tartışması

    İsrailli şarkıcı Oşer Kohen ile model Eden Pines’in gösterişli düğünü, Yahudi evlilik hukukunu ve Başhahamlığın ünlülere ayrıcalık tanıyıp tanımadığı tartışmasını yeniden alevlendirdi. Gazze savaşının ortasındaki ihtişam ise ayrıca dikkat çekti.

    Sağ siyaset, AK Parti ve zaman

    Türkiye’deki muhafazakâr partiler, makro siyasi alanlarda genel olarak demokratik bir tutum aldılar. Ancak mikro sahada; katılım, uzlaşma, kadın, talep, gençlik, beden, eğitim, alkol gibi konulara geçildiği zaman tutucu bir dil varlığını sürdürdü.

    Aile kurumu için dert; dans eden gençler değil, yalnızlaşan gençler…

    Bugün aile kurumu için güncel soru artık “Gençler neden dans ediyor?” değil, “Neden artık kimse birbirine yaklaşamıyor?” Financial Times’ta çıkan analiz, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sosyal kırılmanın ilişkisizlik ve yalnızlık olduğunu ortaya koyuyor.

    Esas soru; neden böyle biri siyasette?

    1990 yılında temizlik işçisi olarak gittiği Belçika’dan 2008’de Uşak’a tır imparatoru olarak dönen Özkan Yalım’ın Uşak yerel medyasının 15 yıldır yazdığı ama Ankara’nın görmediği hikayesi…

    Gümleyen nağmeler…

    Âşık Mahzuni Şerif 24 yıl önce bugün hayata veda etti. “Müzikal oksimoron”un da en çok gadrine uğrayan sanatçılardan. Tatlıses herkese göbek attıran “Dom Dom Kurşunu” ile fantazik müzikte “Türk Oskarı”nı ve -kendi sözleriyle- “villalar, evler” alırken misal… Ona memleketinde kurşunlar, katliamlar düşüyor, ödülleri kundaklanan evinde kül oluyor. “Hüzünlü sözler, mutlu ritim” formatı en çok bize mi “gel gel gümle” diyor acaba…

    Napolyon ve Erdoğan: Dışarıdan Merkeze Yürüyen İki Lider

    Erdoğan ve Napolyon: Bu iki lider, birer sosyal sınıfın, birer kültürel çevrenin, birer tarihsel kırgınlığın (ve kırgınlığın giderilmesi/aşılması öyküsünün) vücut bulmuş halleri.

    Amedspor siyaset mi yapıyor?

    Kendi başına, kendi eylemiyle görünür olmayı başaran Amedspor, halkın içindeki “biz de yapabiliriz” duygusunun en güçlü tercümanı haline geliyor. Buradaki bağ, bir tür kendiliğinden neden-sonuç ilişkisini ontolojik düzeyde şekillendiriyor.

    Isırmadan konuşabilir miyiz?

    Sokak köpekleri tartışmasında taraflar bir mıknatısın eş kutupları gibi ötekinden uzaklaşma yolunu izliyor. Tartışma genişledikçe taraflar daha da radikalleşiyor. Yaklaşsalar birbirlerini ısıracak gibiler.

    İki imza ile bütün hedefleri vuran füze

    Yıldırımhan füzesiyle ilgili ilk günkü büyük heyecan dalgası sönümlendi. Erdoğan, önünde fotoğraf çektirmedi. Resmi kurumlar açıklama yapmadı. Ama Atatürk imzası ve Osmanlı tuğrası muska gibi füzeyi koruyor.

    İngiliz sağcısı mı, Türk berberler mi?

    Türkiye’de bazı çevrelerin Nigel Farage gibi figürlere sempati duyması ilk bakışta çelişkili görünüyor. Farage, “İngilizler üstün ırktır” diyen bir siyasetçi de değil. Daha çok göç, kültürel çözülme, elit karşıtlığı ve “ülkenin kontrolünü kaybettiği” hissi üzerine kurulu bir popülizm üretiyor. Bu medeniyetçilik fikri o imkansız bağları kuruyor.