TÜM YAZARLAR

Devamı

    Tecavüz edilesi uluslararası hukuk

    Maduro’nun kaçırılması dünyada çokça tepkiyle karşılandı; öyle ki eline Venezuela bayrağı alıp sokağa çıkan, “uluslararası hukuk nerede?” diyen anarşistler bile gördük. Uluslararası hukuk dendiğinde benim aklıma New York City’nin Doğu Yakası’nda yaşayıp 14 yıl boyunca Michelin yıldızlı Daniel’de akşam yemeklerini yiyerek sürdürdüğü hayatı, rejimin bir gün ansızın çökmesiyle nihayete eren ve şu aralar Rusya’da politik mülteci olan, Esad rejiminin BM eski daimî temsilcisi Beşar Caferi geliyor.

    Halep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?

    SDG içinde 2021’den beri süren ayrışma Halep’te görünür oldu. Sonuç; hendeklerdeki gibi hiçbir başarı ihtimali olmayan, halkın direnişe katılmayıp terk ettiği kuşatılmış bir şehirde “direndik, teslim olmadık” cümlesi için yitirilmiş hayatlar… Artık Batı’da da etkili olmayan propagandalar… Elinin altındaki gücü ve kozlarını ve insan sermayesini beyhude direnişler için harcayan bir örgüt. Kürtlerin menfaatinin artık her yerde direniş değil, her yerde müzakere etmek olduğu çok açıkken üstelik. Tuhaf olanı Türkiye’de barışan Kürtlere burun kıvıranlar, yapma diyenler, direnen, savaşan Kürtlere bastır, pes etme diyorlar.

    Kül Sokağı’ndaki çam ağacına…

    Onat Kutlar son nefesini 31 yıl önce bugün, 11 Ocak 1995’de verdi. Külleri faili meçhuller, kayıplar, katliamlarla kararan, kana bulanan 90’lı yıllardaki bombalardan birisi de onu yakaladı. Onun dizelerinden de miras kalan “kül”, bana otuz yıl önce “Kül Sokağı” köşemde yıllarca yazdığım yazıları da hatırlatıyor. Eski kadınların gece ocaktaki ateş küle döndüğünde kalan korları özenle küle gömmelerini de… Ki ertesi sabah üflediklerinde yeniden alevlensin ateş. Hepsi bugünün “külü”nü de üflüyor.

    Grönland’ın fethi: Ya Trump Sultan karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimizse?

    Trump, Maduro ve Venezuela’dan sonra gözünü Danimarka Krallığı’na bağlı Grönland’a çevirdi. Kendini dünyanın kralı olarak gören ABD başkanı, Grönland’ı satın almak, Danimarka kabul etmezse işgal etmek istiyor. Danimarka’nın sistematik asimilasyon politikaları altında yıllardır sömürülen Grönland halkı ise Trump’ın başlattığı bu küresel yangını bir fırsata çevirip bağımsızlıklarını ilan etme derdinde. 57 bin Grönlandlı, bu kaosu tarihi bir fırsata çevirirse bu tüm dünyaya örnek bir strateji dersi olabilir. Ne de olsa Trump karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimiz.

    Halep’ten duyulan silah sesleri

    Orhan Miroğlu, Mardinli. Ömrü Kürt meselesinin barışçı çözümü için uğraşmakla geçti. Kürt Hareketinin simge isimlerinden Musa Anter’in yeğenidir. Bölgede yaşayan aydınların kaderini paylaştı. 50...

    Sözün hükmü, gücün cazibesi

    Dün şahit olduğumuz, muhalefet saflarından iktidar bloğuna dahil olma seremonisinde büyük bir vuslata ermişçesine sahnelenen davranışlar ve kurulan cümleler, basit bir siyasi yer değiştirmeden çok, derin bir sosyolojik ve kültürel "ruh halini" ifşa etmektedir.

    Bu işlere şaşırmak iyi mi, kötü mü?

    Trump, başkan kaçırmakla yetinmiyor; kendi ordusuna methiyeler düzüyor, siyaset–güç–silah arasındaki ilişkileri hâkim değer ilan ediyor. “Venezuela’yı ben yöneteceğim” havasında. Küba ve Kolombiya’yı tehdit ediyor. Danimarka toprağı Grönland için “Orası bize lazım, nadir madenler var; alacağız orayı” diyor. Ulusal Güvenlik Belgesi’nde Batı Yarımküresi’nin sahibinin ABD olduğu imaları bulunuyor.

    Onlarınki bir aşk hikayesi mi?

    Venezuela’dan Türkiye’ye uzanan siyasi manzarada, yönetme veya yönetime dâhil olma arzusu ile insanlık onuru arasındaki makasın nasıl açıldığına günbegün şahit oluyoruz. Siyasal aşkın yerini “siyasal ticarete” bıraktığı bu düzlemde; partiler arası geçişler ya da medet umulan dış güçler sadece meşruiyet kaybını derinleştirir. Çünkü siyasetin koridorlarında rehin verilen onur çıkarlara tahvil edildiğinde; geriye ne dava ne de inanç kalır. Oysa gerçek sadakat menfaatin bittiği yerde başlar; bunun dışındaki her kurgu, üzerine pazarlık gölgesi düşmüş kirli bir dekordan ibarettir.

    Halep’te çatışma, Paris’te görüşme ve Almanya’da çıkan bir gazete…

    Yani SDG-Şam mutabakatı, İsrail-Şam mutabakatıyla birbirine bağlanmış gibi görünüyor. Kürt kamuoyu bu iddiayı bir devlet propagandası olarak görse de Suriye-İsrail-Türkiye arasında Suriye merkezli güç mücadelesini SDG’nin bir fırsat olarak gördüğü, İsrail’in de Dürziler ve SDG meselesini Türkiye ve Suriye’ye karşı bir kart olarak kullanmak istediği bir saha gerçeği artık.

    Sanki askeri operasyon değil iPhone lansmanı

    Operasyon, rejim değişikliğini, bir “teknoloji”, bir “paket çözüm” ve ihraç edilebilir bir “ürün” gibi dünyanın önüne koydu. Bundan sonra da gücü yetenler bu “ürün”den yararlanabilirler. Siyaset de ahlak ve hukuk tartışması olmaktan çıkıp “ürün” uygulama yarışına dönüşüyor. 2000’ler ve 2010’lar boyunca Washington’un da katkısıyla çeşitli ülkelerde gerçekleşen toplumsal dönüşümlere dair bir tanımlama vardır: “Renkli devrim.”

    Hukuk enkazı ve deprem dosyalarında infaz popülizmi

    Herkes kendi vicdanına sorsun: İmar Affından faydalanmış ve yıkılarak can kaybına neden olmuş bir binada hiçbir açılma gözlenmemiş etriyeyi 135 derece yapmamış diye normatif anakronizmle cezalandırılan şantiye şefi mi daha suçludur, imar affına olur verenler mi?

    Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor

    Dünya değişti. Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor. Bir inkılabın içinde değilsek eğer, eşiğindeyiz. Yasa yasama yapamadığı için hasta ve yasta. Peki, yasanın yerini ne alacak?

    “Olmazlar” değil “Olurlar”

    DEM Parti Eşgenel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yaptığı uyarı ve verdiği mesaj mühim. Bakırhan, ezcümle “olmazları değil olurları konuşalım” diyor O halde bu Komisyon için “Olurlar” neler olabilir? Silah bırakmayı mümkün kılacak bir yasa önerisi ve ülkenin önüne bir demokratikleşme perspektifi koyan bir rapor hazırladığında Komisyon asli vazifesini yerine getirmiş olur.

    Maduro’nun trajedisi ve genç kuşağın mizahı

    Maduro’nun Nike eşofmanının viral olmasıyla “¡La maleta de Maduro! ¿Lleva algo de valor? – No, solo mis promesas” (“Maduro’nun valizi! Valizde değerli bir şey var mı? – Hayır, sadece vaatlerim var”) gibi eski şakalar da güncellendi. Başka bir kullanıcı da “Tu papi Maduro” diye Bizarrap tarzında parodi şarkılar yaptı. Bu esprili yaklaşımlar, Latin Amerika’nın zor zamanlar yaşandığında, hayatla mizah üzerinden baş etme geleneğini müthiş şekilde yansıtıyor. Bazıları “Los memes están de nuestro lado ahora” (“Artık meme şeklindeki şakalar bizim tarafımızda”) diye sevinirken, diğer bir kesim de Maduro’nun yakalanmasını “El mundo de la comedia está de luto” (“Komedi dünyası yas tutuyor”) diye tanımlıyor.

    Bir emekçiydi Maduro!!!

    Maduro, sendikacılıktan gelen, Latin Amerika’ya özgü bir işçi hareketi lideri olarak da tanımlanabilir. Haksızlığa, yoksulluğa isyan eden Venezuellalıların bir anda sözcüsü oldu. Sözcüsü olmakla kalmadı, lideri haline geldi. İşte o andan itibaren problem de başlamıştı. Yoksulların sözcüsü olarak yola çıkan Maduro, demokrasi-hak-hukuk-adalet gibi noktalarda duyarsızlaştı. Sonunda da halkını daha da büyük yoksulluğa mahkum etti. Geçmişte dünya yoksullarının umudu olan Maduro, bir halk devrimcisinden, bir despota dönüştü.

    Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?

    Maduro’nun yatağından eşiyle kaçırılmasında hala hukuk, meşruiyet, demokrasi arayanlarınki artık bir çeşit mafyatik liberalizm oluyor herhalde. Zulüm altında inleyen halklara özgürlük ve demokrasi dağıtan ABD hikayesine Trump bile kıs kıs gülüyor olmalı. En son Danimarka Krallığı altında inim inim inleyen Grönlandlı yerlileri özgürleştirmeyi vaad etti, Kolombiya’nın görev süresi Mayıs’ta dolacak devlet başkanını “hasta kokain mafyası” ilan edip devirmekle tehdit etti. Çünkü derdi halkları özgürleştirmek değil, Batı Yarımküre’de patron kim göstermek.

    ABD terörü ve rızanın çözülüşü

    Hepimiz biliyoruz ki Maduro ABD ve ortaklarının dümen suyundaki bir lider olsaydı, ülkesinin kaynaklarını onların yağmasına açmayı kabul etseydi, çok muhtemeldir ki katliam da yapsa bunlar başına gelmeyecekti.

    Cübbeli Bürokratın “Düşüncesizliği”: Hukuk Neyi Korur?

    Anayasa Mahkemesi HAGB kararında, ilk bakışta son derece sade ama etkisi atomik bir tespit yapıyor: “Kamu görevlileri tarafından işlenen işkence ve eziyet suçlarında, sanık hakkında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı verilemez.” O hâlde insan şu soruyu sormadan edemiyor: Anayasa Mahkemesi neden 2026 yılında, bu kadar "apaçık", bu kadar temel bir ilkeyi yeniden hatırlatma, adeta heceleme ihtiyacı duydu?

    İmzalı ama “yayınlan(a)mayan” mevzuat: Deprem güvenliğini kim, neden engelliyor?

    Olası depremden sonra ben mühendis olarak kıyas yapsam; binanın izin verilen projesi yıkılıyor ama mevzuatın yürürlüğe girmesi gecikmese ve geciktirilen mevzuata uygun tasarım ve imalat yapılsa yıkılmayacaktı desem; bu durumu mühendislik hesaplarıyla da göstersem, vefatların hukuki sorumluluğu kimde olacak? Hukuki sorumluluğu geçelim. Olası bir depremde, bu gecikmeler nedeniyle bir can dahi fazladan kaybedilirse bunun vebali ödenir mi?

    Trump’ın yeni dünyasının ilk kurbanı: Bienvenido istikrarlı kaos, adiós Maduro

    Trump emri verdi, Amerikan askerleri Venezeula Cumhurbaşkanı Maduro ve eşinin yatak odasını basıp pijamalarıyla ABD’ye kaçırdı. Maduro ve eşi, New York’ta uyuşturucu kaçakçılığı ve narkoterörizm suçlarından yargılanacak. Trump’ın derdi ne demokrasi ne uyuşturucu, kendisinin de açıkça belirttiği üzere Venezuela petrolleri ve ABD’nin çıkarları. Geçmişte kapalı kapılar ardında yaşanan Trump’ın yeni dünyasında artık gözlerimizin önünde. Sert gücün nobranlığı tüm sahiciliği ve vahşetiyle çırılçıplak. Bu nedenle ciddi ciddi oturup da “Maduro iyidi, kötüydü, saldırı hukuka aykırı uygundu” diye tartışmanın da bu yeni dünyada pek bir önemi yok.

    İman gücüyle: Konyalı milli bisikletçi Süleyman Okur’un hikayesi

    Konya’nın kenar ve yoksul bir mahallesinden çıkıp bisiklet sporunda var olabilmiş, siyaset yapmış, federasyon başkanı ve iş insanı olmuş Süleyman Okur. Süleyman Okur’un farkı, hikâyenin baş kahramanı gibi gözükmezken ana rolün hep kendisini gelip bulmuş olması. Merak uyandırıcı olan, buna neyin sebep olduğu.

    Vasiyeti divana kalanlar: Mezarlarına kuşlar mı konar…

    Şenay 12 yıl önce bugün, 4 Ocak 2013’de hayata veda etti. “Nasıl bilirdiniz?” deseler, birçok insan o iki şarkısından söz eder: “Sev Kardeşim” ve “Hayat Bayram Olsa”. Eşini dillere destan bir aşkla sevdi, hep sevgiden, kardeşlikten söz etti ama öldüğünde bu ülke onun tek vasiyetini, eşinin yanına gömülme isteğini geri çevirdi: “Tapusu var mı mezarın?” On kilometre uzağa gömdüler. O yüzden onu önce öyle hatırlıyorum. O yüzden “Hayat Bayram Olsa” şarkısı o hazin türküyü aklıma getiriyor: “Bayram Benim Neyime”. O yüzden yazımda daldan dala konuyorum ve vasiyeti insanlık divanına kalanlara “zarfsız kuşlar” yolluyorum.

    Mahmur ve performatif aktivizm

    Gün boyu siyasetçiler, bürokratlar, bazı gazeteciler, hatta akademisyenler bu fedakarlığı yapıp 1 Ocak sabahı Galata’da olduklarını bize bizzat kendi fotoğraflarını paylaşarak gösterdiler. Klişe ifadeyle “Filistin mitingine katılım sağladık” mesajını açık açık verdiler. Ama ortama en yabancı kulüp yöneticileriydi. Onlar Gazze eylemine değil, Bilal Erdoğan’ın organize ettiği Gazze eylemine gelmişlerdi. Onların ki daha çok performatif bir aktivizmdi.

    Çatışma siyasetinin sarsıntıları…

    Dünya, alev almış bir tankı andırıyor. Türkiye, bu alevin yanı başında… İçerideki temel meselelerin, mevcut ilerleyişiyle Kürt barışı ve 19 Mart sürecinin, Türkiye’yi ve gelecek dönemi değerlendirmek için tek başına yeterli olmadığı bir dünyada yaşıyoruz.

    İnfazın “Depo Yönetimi”: Suçluyla mütareke, muhalifle mücadele

    Bu "depo mühendisliği" sürdürülebilir değil. Adaletin terazisi, "stok sayımına" kurban edilemez. Hukuk güvenliğinin olmadığı, gerçek suçlunun sokakta, düşünce suçlusunun hapiste olduğu bir ülkede ne ekonomi düzelir ne de toplumsal barış sağlanır. Bu düzene, bu düzenlemeye itirazım var!

    İslam dünyası ve İran’ın özeleştirisi

    Özeleştiri, İslam dünyasındaki iktidarların genelde çok başvurmadığı bir yoldur. Hatta özeleştiriyi Hıristiyanlığa özgü görenler ve günah çıkartma geleneğine bağlayanlar bile vardır. O bakımdan da İran Cumhurbaşkanı’nın ifadelerini önemli bir başlangıç olarak değerlendirebiliriz. İran, 2025 yılında İsrail’in ağır saldırıları altında önde gelen liderlerini kaybetti. Bölgenin kuvvetli ve dokunulmaz sayılan ülkesi ve özellikle de başkent Tahran, uzunca bir süre kendine gelemeyecek düzeyde darbe yedi.

    Havf ve reca arasında yeni bir yıla…

    Havf, kelime anlamı olarak korku demek, reca ise ümit. İkisi arasında kalmak doğal olarak ilk başta kararsızlık, gelecek endişesi, depresif bir hal, çaresizlik, fetret gibi hissettiriyor. 2025’den 2026’ya girerken Türkiye ve Dünya’ya hakim olan duyguları bu kavramlarla anlatmak mümkün.

    Yıl 2025. Şehirlilerin ayininde köylüler kurban edildi

    Hayatım boyunca çeşitli ülkelerde haksız yere içeride tutulan çok insan duydum, tanıdım, gördüm. Yirmi yıl kalan da vardı, on sekizinde girip elli yaşında çıkanı da. Hatta bazıları hâlâ içeride. Fakat hayatımda, kendisinden daha fazla haksız yere içeride olmuş, olan ya da olacak biri olmadığına kesin kes emin olduğum biri varsa, sanırım o da 2024’ün ağustos ayında Narin Güran isimli kızını cinayete kurban veren Yüksel Güran’dır. Yüz yıl sonra Kürtlere huzur gayesiyle devletle görüşmeler yapan DEM Parti, şu an belki de sorunun çözümü en acil, en acılı, en huzursuz Kürt olan, olayın ilk günleri kendisine karşı “Jin, Jiyan Azadi” diye eylem yaptıkları Yüksel Güran’a adalet borçlu.

    Pluribus: Fazla düzgün bir dünyanın huzursuzluğu

    Şiddetin, kaosun ve açık baskının olmadığı; herkesin sakin, kibar ve uyumlu olduğu bir dünyada huzursuzluk neden hâlâ gerekli hissedilir? Vince Gilligan’ın Pluribusu, fazlasıyla düzgün bir düzenin içinde kaybolan duygulara, görünmezleşen itirazlara ve makullüğün sessiz bir yönetişim biçimine dönüşmesine bakıyor.

    Meloni’nin endişeleri

    İtalya, 2026 yılına Euro Bölgesi’ndeki en yüksek kamu borç seviyelerinden biriyle, yüksek faiz oranlarıyla ve Ukrayna’ya destek konusunda bölünmüş bir hükümetle giriyor. Bir İtalyan gazetesi, tabloyu şu şekilde aktarıyor: “Giorgia Meloni buruk bir yeni yıla kadeh kaldırıyor: ‘Zor bir yıldı, ama endişelenmeyin, çünkü gelecek yıl çok daha kötü olacak.’