TÜM YAZARLAR

Devamı

    Bir insan hakları savunucusunun başına neler gelebilir? Kavala örneği

    Kavala’nın başına gelenler yalnız onun başına gelmedi. AİHM Büyük Dairesi, hukuka uygun sivil toplum faaliyetlerinin ağır suç deliline dönüştürülmesinin hak savunucularını, sivil toplumu ve sıradan yurttaşları caydıracağını kayda geçirdi. Hak savunucuları cayarsa zarar gören bütün toplum, ortadan çekilen ise hukukun kendisi olur.

    Cüretkar Bir Yazı: Yeni Dünya Düzeninde Özgürlüğümüzü Korumak

    Acemoğlu’nun ‘işçi sınıfı liberalizmi’ tezlerinden daha ilerisini düşünsek mi? Yaşam hakkının ve özgürlüğün korunması için kamunun stratejik ve düzenleyici rolünün kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiği bir dönemdeyiz. Ama bu, devleti kutsayarak Leviathan’ı hortlatmak olarak anlaşılmamalı. Etkili, yetkin, merhametli, adaletli ve en önemlisi Platonik anlamda bilge bir devlet gerekiyor. Korkunun ecele faydası yok, şimdi cüretkar olma zamanı.

    Ortadoğu Kaosunun İki Kazananı: Türkiye ve İsrail

    7 Ekim’den bu yana Ortadoğu’da devletler sarsıldı, rejimler çöktü, güç dengeleri değişti.Büyük insani ve siyasi yıkımın ortasında iki ülke stratejik olarak güçlenerek öne çıktı: Türkiye ve İsrail. Fakat Suriye’den Kürt meselesine, İran’dan yeni bölgesel düzene kadar genişleyen nüfuz alanları artık birbirine değiyor. İki kazananın giderek karşı karşıya gelmesi, Ortadoğu’nun önümüzdeki dönemindeki en önemli fay hatlarından biri olabilir.

    Hendekteki dostlar, masada nereye gitti?

    2015’te içeride Kürt siyasetiyle muhalefetin yakınlaştığı, dışarıda ABD ve Avrupa’nın SDG ile ortaklık kurduğu bir siyasi evren oluştu. Bugün bu denklem dağıldı; Öcalan ve Kürt siyaseti devletle barış için masaya oturunca son 10 yılın müttefiklerinin bir kısmı karşılarına geçti. Yaşanan sadece bir barış süreci tartışması değil, 2015 evreninin sona ermesinin sancısı.

    Amedspor Oyunu Nerede Kuruyor?

    Bu maç bize Amedspor'un ne kadar koştuğunu değil, nasıl oynadığını sordu. Cevap ise henüz yeterince ikna edici değil. Topu kazandığında ne yapacağını bilen, pasın yönünü ve zamanını belirleyen, dikine oyuncularını doğru biçimde besleyen, baskıyı pasla kırabilen ve bütün bunları ortak bir oyun aklı içinde birleştirebilen bir Amedspor'a ihtiyaç var.

    *(9) Sömürgecilik, siyasi bağımsızlık, özel olarak kültür meselesi

    Tarihin nasıl ilerlediği konusunda idealizme kapılmayalım. Kültürler ve medeniyetler arası etkileşimde, ahlâkî yargılarla bakmayabilirsek, (bütün şiddet ve zulüm gösterileriyle birlikte) imparatorlukların yayılması da büyük rol oynuyor. Açık ve önyargısız konuşalım. Medeniyet götürüyorlar mı? Evet. Amaçları medeniyet götürmek değil (iktidar ve sömürü). Sadece medeniyet götürüyor da değiller. Ama medeniyet de götürüyorlar.

    İsrail’in hedefindeki Amerikan elçisi: Tom Barrack neyi değiştirmeye çalışıyor?

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail’in Suriye politikasına karşı çıktıkça Washington’daki İsrail yanlısı çevrelerin hedefi oluyor; Trump ise onu görevden almak yerine yetkilerini genişletiyor. Barrack’ın Türkiye’ye verdiği önem kişisel bir yakınlıktan çok, Çin’le rekabete hazırlanan ABD’nin güçlü devletlere ve kendi ayakları üzerinde durabilen bölgesel ortaklara ihtiyaç duyduğu yeni bir Ortadoğu hesabının işareti olabilir.

    Taksim Hill Otel’in müdavimleri bunun değerini bilir…

    Yıllar sonra nihayet gelen bu çözümün değerini en iyi Taksim Hill Otel’in gerçek müdavimleri bilir.

    Kürt Barışı: İsrail için tehdit, Türkiye için fırsat

    Soruyu "İsrail Kürt barışını ister mi?" diye sormak meseleyi gereğinden fazla daraltıyor. İsrail'in asıl meselesi Kürtlerin Türklerle barışmasının da ötesinde; bu barışın ortaya çıkarabileceği yeni Ortadoğu. Kürt barışı, Ortadoğu'nun uzun zamandır birbirinden kopuk duran bazı parçalarının yeniden birbirine bağlanmaya başlaması anlamına da gelebilir. Bu gelişmenin İsrail'i derinden rahatsız edeceğini söylemek artık bir spekülasyonun çok ötesinde.

    “El” yazısıyla alın yazısı: Adlar, lakaplar…

    İnsanın maruz kaldığı ilk köklü müdahale ismi.Kapısı, zarfı öyle mühürlenmiş yüzleşme alanı. Hatta bazen savaş meydanı, çatışma bölgesi. Alın yazısı diye bir şey varsa, orada. “El” yazısı… Kökene dayalı resmi alın yazısı bile var. Üstüne toplumsal adlandırma mekanizmasının memurları, hevesli figüranlarının alnına kazıdığı takma adlar, ağır lakaplar da geliyor. Bunlara karşı “müstear (ödünç, geçici) isim”ler, Arapça “halas”tan yani “kurtulma”dan gelen “mahlas”lar da…

    Japon İmparatoru’nun Başdanışmanı’nın bildiği -ve onbinlerce insanın hayatını kurtaracak- sır neydi?

    99 felaketinden sonra yardım çalışmalarına katılmak üzere gelen -ve vefatına kadar gece gündüz gönüllü olarak çalışan- Japon İmparatoru’nun Başdanışmanı’nın ve heyetindeki yaşlı bilge kişilerin bildikleri ve onbinlerce kişinin hayatlarını kurtaracak sır neydi? Uzmanlar, siyasetçiler, sorun sahipleri, ilişki ağlarını kurması gerekenler… Her birinin tek tek bildikleri ancak birlikte olduklarında bilmezden geldikleri?

    Kahve Falının Uğultusu: Sanal Sanılanın Fizikselliği

    Türkiye Elektrik Sanayi Birliği de 26 Ağustos'ta veri merkezi yatırımlarının elektrik talebi ve arz güvenliği üzerindeki etkisini konuşmak için bir araya geliyor. Masada iletim hatları, kurulu güç ve arz güvenliği var. Bir gigavatlık kapasitenin hangi ilçeye kurulacağını, hangi havzadan su çekeceğini ve tesisin yanında oturanların ne zaman haberdar edileceğini konuşan bir masa ise henüz görünmüyor.

    Toplumsal kimliklerimiz ve narsisizmimiz

    Toplumsal kimlik sorunu özünde bir grup narsisizmi sorunudur ve kamusal alanın kimliklerle belirlendiği ülkelerde bunun bir hastalık olduğu nadiren anlaşılır. Fromm “Bir birey, kendi toplumunu aşma yoluna girmezse, kendi insanlığıyla gerçek bir temas kuramayacağına inanıyorum.”

    Hocanızın nasıl pişmesini istersiniz?

    Hakkındaki intihal iddialarının ardından önce Cambridge’ten istifa etti, ardından evinde ölü bulundu. Cambridge’nin en genç siyah hocası olarak tarihe geçen Jason Arday, artık dünyanın en büyük kültür savaşının ilk kurbanlarından biri. Bu savaşın cephesi ise üniversiteler.

    BU DEFA OLABİLİR

    On iki maddelik bir kanunun kırk yılı aşkın bir meseleyi çözdüğünü elbette düşünmüyorum. Zaten on iki maddelik hiçbir kanun bunu yapamaz. Ama bazen hukuk bir toplumsal meseleyi tek başına çözmez; bir devletin ve toplumun o meseleyi artık başka bir yöntemle çözmeye karar verdiğini kayıt altına alır. Ben Çerçeve Yasa’ya biraz da böyle bakıyorum.”

    (8) OSMANLININ SÖMÜRGELİKTEN FARKSIZLIĞI İMÂSI, HANGİ YANLIŞLARIN ÜZERİNE OTURUYOR?

    Reaktif anti-kolonyalizmin ucu, aslında kolonyalizmden çok moderniteden yakınan, içten içe keşke olmasaydı diye düşünen, şu veya bu şekilde modernite öncesine geri dönüşü düşleyen, bu anlamda çok muhafazakâr bir yerliciliğe (nativism) uzanıyor.

    (7) KURTULUŞ, MÜCAHEDE, MÜCADELE, İSTİKLÂL HARBİ, TÜRK-YUNAN SAVAŞI

    Mustafa Kemal böyle mi koydu 1919-1922’nin adını? Tanımsal anlamda, bu bizim kurtuluş savaşımızdır gibi bir şey mi söyledi? Bir formül mü sundu ve tekrarladı, yerleştirmeye çalıştı? Hayır, böyle bir şey göremiyoruz, o yıllarda kullandığı ifadelere baktığımızda.

    “Halkın dinî duygularını istismar”ın tuhaf geri dönüşü

    Süleymancılar bugün devlet karşısında yalnız ve korumasız. Ağır suçlamaların sorgulanmadığı operasyon, cemaatlere karşı eski devlet reflekslerinin yeni aktörlerle geri döndüğünü gösteriyor.

    Neden Enkaz Altında Kaldık? (3): Depremde binalardan önce imar planları çöktü!

    Bir binanın deprem riski ve güvenliği, temel kazısı yapıldığında başlamaz. O binanın nereye yapılacağına, arsanın hangi amaçla kullanılacağına, kaç kat ve ne yoğunlukta yapılaşmaya izin verileceğine karar verildiği anda başlar. Bilimsel veriyi plan kararına dönüştüremeyen; üst ölçekli planları parsel parsel delen, imar yetkisini rant dağıtma aracına çeviren bir düzende, “depreme dirençli kent” sözü romantik bir hayal olarak kalır.

    Devlet ve Cemaatler II: Dindarlıkta cemaatsel mahremiyetlerin ilgası

    Belki de artık cemaatlere ihtiyaç kalmadı. Onların da silah bırakma zamanı geldi.Çünkü cemaatlerin koruyabileceği veya faydalı olabileceği fazla bir insan malzemesi de kalmamış olabilir. Zira çoğuna insanlar gitmekten korkuyor.Dindar modernleşmesinin bu kayıtdışı dereleri artık devletin büyük dini sulama kanalına dökülmek zorunda kalıyor gibi.

    Devlet Ne Zaman Unutmaya Karar Verir?

    Osmanlı’nın Celâlîlerle ve zeybeklerle, Cumhuriyet’in eski muhalifleriyle ve modern devletlerin iç çatışmalardan çıkan insanlarla tekrar tekrar karşılaştığı asıl soru silâhlar sustuktan sonra başlıyor.

    FUTBOLUN MACHIAVELLI’Sİ

    Netflix’te üç bölümlük bir José Mourinho belgeseli var.“Hazır ligler de başlıyor, dersime çalışayım” dedim; kalemi kâğıdı elime aldım ve notları alarak belgeseli seyrettim.Doğrusu pek bir şüphem yoktu zaten ama belgeseldeki Mou’yu gördükten sonra “Özel Biri” ile karşı karşıya olduğumuza dair düşüncem daha bir katmerlendi.

    *(6) Birbirinden Habersiz İki “Düşman Kardeş”: Yunanistan ve Türkiye

    ... Şimdi gelelim Türkiye’ye. Burada durum çok farklı, çünkü zafer söz konusu. Dolayısıyla 1919-1922, imparatorluktan ulus-devlete geçişin büyük anlatısına çok kolay ve pürüzsüz entegre oluyor. Hattâ belki fazla kolay ve pürüzsüz demek lâzım, çünkü yüz küsur yıl sonra bugün dönüp geriye baktığımızda, her şey olması gerektiği gibi olmuş, zaten başka türlü de olamazmış gibi gözüküyor. Gerçek sıkıntılar, çelişkiler, zorluklar, tehlikeler siliniyor. Başarısızlık ihtimali yok. Bu kaçınılmazlık öyküsü içinde, terimler, sözcükler, kavramlar da spesifikliklerini yitiriyor. Vatan, millet, devlet, padişah, halife, istiklâl, kurtuluş, müdafaa, selâmet… rastgele kullanılmış sanılabilecek bir kelime yığınına dönüşüyor. 

    Ekim ayında MGK PKK’yı münfesih ilan edebilir

    Teyit kısmının Ağustos ve Eylül ayında tamamlanması bekleniyor.Ve eğer her şey takvime göre işlerse Ekim ayında MGK’dan tarihi bir karar çıkacak.

    Cemaatler ve Devlet: Din ile Siyaset ayrılabilir şeyler mi?

    Hazmı zor olan gerçeği baştan söyleyelim. Din ile devlet tam olarak birbirinden ayrılamıyor.Çünkü aynı fonksiyonu görüyorlar: İrşad.

    Diyarbakır’da kalite konuştu

    Amedspor doğru oynadı ve kaliteli ayakları doğru anlarda devreye girdi.Dellova’nın pası, Dia Saba’nın dokunuşu, Karsnıqi’nin bağlantısı, Sor’un servisi, Orban’ın koşusu... Bunların her biri futbolun kaliteli parçaları.

    Neden Enkaz Altında Kaldık? (2): Binalarımızı bilmiyoruz, kanlı piyangoyu bekliyoruz

    Bir kentin hangi binalardan oluştuğunu, bu binaların temel özelliklerini ve hangilerinin önce incelenmesi ve gerekliyse müdahale edilmesi gerektiğini bilmiyorsanız deprem riskini yönetemezsiniz. Türkiye yıllardır yapı stoku envanterini mevzuata ve eylem planlarına yazıyor; fakat ülke ölçeğinde güvenilir, güncel ve risk azaltma kararlarına yön veren bir sistemi kurmuyor. Böyle olunca hangi binaların yıkılacağını öğrenme işi depreme kalıyor. Bunun adı kader değil; bedeli canla ödenen kanlı bir piyangodur.

    İSTEMEZÜK!

    Maalesef yine olmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriter yönetimini demokrasiye zorlayacak şekilde siyaset yapma, muhalefet etme fırsatı yine değerlendirilemedi. Ne geçti şimdi muhaliflerin eline?

    Deyimlerle yeni yüz/binyıl

    İstisnalar hariç insanın iki basamaklı ömründe hem yeni bir yüzyıla, hem de hem de yeni bir bin yıla girmesi her ömre nasip değil. Kendi payıma şanslılar turnuvasında, erkeklerde güncel ortalama ömrün kalan kulaçlarındayım. Mesela 1946’da “Yaş 35! Yolun yarısı eder” diyerek ortalama ömrün 45’lik plak misali döndüğü ülkeye umut armağan eden Cahit Sıtkı Tarancı öyle şanslı değil. 46 yaşında gidiyor. Lâkin yeni bir yüzyılda, binyılda olduğumuzu unutalı kaç yıl geçti bilmiyorum. Ötesi -dilerim- “idrak ettiğimiz” bu çeyrek yüzyılda “şans”tan da söz etmek imkânsız.

    AK Parti 25 yaşında mı?

    Son 25 yılda bugün birbiriyle kanlı bıçaklı rakip olabilecek çok farklı AK Partiler oldu. Bütün bu farklı AK Partiler, zaman bükülse ve tarihte yan yana gelseler birbirlerinin en dişli rakipleri olabilirdi.