TÜM YAZARLAR

Devamı

    Ekonomi bir sonuçtur asıl olan siyasettir

    Muhalefet, gerçekten de son dönemde, daha çok, pahalılık üzerine yapılan analizler üzerinden şekilleniyor. Bu yaklaşıma göre seçmenin ve siyasetin tayin edici ölçütü “geçim”dir. Evet, geçim meselesi, tüm dünyada hem hayatın hem de siyasetin merkezinde olan bir konu. Ancak halka sürekli “Sen geçinemiyorsun, her şey çok pahalı, o yüzden de bize oy vermelisin” derseniz, bunun size seçimi kazandırması garanti değildir.

    Üç kırılma

    Dramatik bir kayıp yaşadı SDG. Görebildiğim kadarıyla bu kayıp Kürt mahallesinde -hayallerin de yıkılmasını içeren- üç kırılma yarattı: İlki, ABD ve Batı kırılmasıdır. Kürtlerin yabancısı olduğu bir durum değil bu. “ABD bizi sattı” hissi, Kürt mahallesinin her sokağında az ya da çok var. İkincisi SDG kırılmasıdır. “Rojava Devrimi”nin birkaç güç içinde çökmesi, PKK ve DEM Parti tabanında da SDG projesine eleştirel nazarlarla bakılmasını beraberinde getirdi. Üçüncüsü, Türkiye’de bu gelişmeleri iktidarın ve medyanın ele alma biçimlerinin yarattığı kırılmadır. İktidarın dili, Kürtleri çok yaraladı; bunun altını çizmek lazım.

    Birilerinin hayali, birilerinin kabusu

    Yüzde yüze yakın Arap Rakka ve Deyrrozzor’u silah zoruyla elinde tutmuş, her köşesine Apo resimleri asmış, tehlikeli gördüğü herkesi çocuk demeden IŞİDçi diye hapse atmış, Rudaw’a ve Barzani partilerine bile tahammül edememiş, içinde onlarca demokratik geçen yönetim modelini örgüt komiserleriyle yürütmüş, Mazlum Abdi’nin tepesine bile komiser atamış, elde ettiği petrol gelirlerini şehirlerde tünel kazdırmaya harcamış, dağlarda zamanı durdurmuş bir örgütün hayalleri sadece Arapların değil, Kürtlerin de kabusu olabilirdi.

    ‘Masada olmazsak menüde oluruz’

    Şimdi Avrupa ülkeleri kendi kimliklerini kanıtlamak, kendi varoluşlarını kendi bağımsız duruşlarıyla sürdürmek gibi bir zorunlulukla karşı karşıyalar. Dünya bugün üçe değil yediye bölünmüş durumda. (1) Merkezdeki aktör ABD, (2) ABD’ye alternatif oluşturabileceği varsayılan Rusya ve Çin gibi iki otoriter rejim, (3) Artık eski gücünde olmayan Avrupa Birliği, Kanada, Avustralya, İngiltere, Japonya gibi demokratik toplumlar, (4) Türkiye, Meksika, Güney Afrika gibi orta büyüklükte ve orta çaplı ekonomisi olan kısmen gelişmiş ülkeler, (5) Kaderini ABD’ye bağlamış olan zengin Arap ülkeleri, (6) İsrail, Singapur, Hong Kong, İsviçre, Güney Kore gibi küçük ama zengin ülkeler, (7) Yoksul ülkeler.

    İsmet Özel Said Nursi’yi neden kıskanıyor?

    Peki Said Nursi’deki bu radikal yerlilik karşısında İsmet Özel’in durduğu yer neresidir? İsmet Özel’in Said Nursi aleyhinde söyledikleri (çoğu gayriciddi) ifadelerden ne tür bir sonuç çıkarmak gerekir?

    Rojava’da stratejik daralma: Dengeler ve gelecek senaryoları

    Rojava ve dolayısıyla Suriye’deki gelişmeler, duygusal bir trajedi olarak değil, analitik bir stratejik manevra olarak okunmalıdır. Bu süreç, çatışmayı askıya alan, alanı daraltan ve zamanı büyük güçler lehine uzatan bir stratejiyi temsil eder. Ancak sis dağılmadıkça, dengelerin nasıl evrileceği belirsizliğini korur – bu, uluslararası güç dengelerinin değişmez bir gerçeğidir.

    Yunanistan: Yunan halkının bir kısmına göre cehennem, Türk turiste göre cennet

    Avrupalıların kendi ülkelerini algılama şekilleriyle Türklerin onların ülkelerini algılama şekilleri, bazı noktalarda, 180 derece ters olabiliyor. Bu tezat veya paradoks, son dönemde en çok fiyatlar konusunda görülüyor. Örnek: Birçok Yunanlıya göre Yunanistan artık ortalama bir Yunanlının tatil yapamayacağı kadar pahalı. Peki neden ortalama Türk’ten daha yüksek geliri olan ortalama Yunanlı, Yunanistan’ı “tatil yapılamayacak kadar pahalı” olarak nitelerken; daha düşük bütçeli olan Türk, Yunanistan’a gitmesi durumunda Yunanistan’ı diğer Türklere “ucuzluk cenneti” diye anlatıyor?

    İsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi

    İsmi gündemden düşmeyen, fikirleri sert tartışmalara yolaçan, şiirleri bütün bir İslamcı (ve İslamcı olmayan) kuşağı etkileyen, günümüz Türkiye'sinin kültürel-politik etosunda derin izler bırakan şair İsmet Özel kimdir, ne yapmak istiyor? Bu yazıda İsmet Özel'in kavramsal-teorik bir portresini bulacaksınız. Yazı biraz uzunca. Zira İsmet Özel'in poetik-entelektüel şahsiyetine layık bir ciddiyetle şairi ele almaya çalıştım. Onun muhtelif konumlanışlarının arkasındaki insanî ve ideolojik dinamikleri teşhis ve tenkid etme yoluna gittim. Buyrun, İsmet Özel'in sırrı nedir?

    Türkiye ve İslam dünyasında düşünememe sorunu

    Metodik şüphe, zekânın pratik kurnazlığı değil; aklın vicdanlı cesaretidir. Hiçbir otorite, gelenek ya da metin eleştiriden muaf değildir. Ancak Türkiye ve İslam dünyasında bu tavır epistemik bir gereklilik olarak değil, ahlâkî bir tehdit olarak kodlanmıştır. Merak, ilerlemenin değil; şüphenin, güvensizliğin ve sadakatsizliğin işareti hâline getirilmiştir.

    “Tekliğin sultanlığı”nın anlaşılamayan saltanatı

    Dokuz yıl önce bugün hayata veda eden Ergüder Yoldaş’ın Sultan-ı Yegâh bestesi, 12 Eylül’ün darbe TRT’sinde “en çok çalınan şarkı”. Oysa o şarkı Attilâ İlhan’ın bir önceki 12 Mart askeri darbesine kahreden aynı adlı şiirinden. Üstelik şairin idam edilen “genç fidanlar”a ağıtı “Mahûr” da Yoldaş’ın bestesiyle aynı albümde. Konserlerde, turnelerde en ön sıraya kurulan darbe komutanları “tekliğin sultanlığı”nı ayakta alkışlıyor. Sonrası hazin.

    “Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir”

    Ankara’ya göre ABD’nin çekilmesiyle Rojava ve SDG meselesi bitmiş oldu. Örgütün de bu gerçeği kabul etmesi, Şam ile entegrasyonuna engel olmaması bekleniyor. Suriye’nin çatışma olmadan bir çözüme kavuşmasından sonra çözüm sürecinin ivmesinin artırılması, hızlandırılması hatta güncellenmesi düşünülüyor. Hatta Terörsüz Türkiye adı yerine, sürecin bundan sonraki kısmı için daha kapsayıcı ve pozitif başka bir ad kullanmak bile gündemde.

    Trump’tan dünyaya ücretsiz uyandırma servisi: Davos, 6. Filo’yu nasıl göle döktü?

    Yıllarca küreselleşmenin, liberal dünya düzeninin övüldüğü Davos; bu sene 6. Filo’yu denize dökmek isteyen küçük bir sosyalist partinin Taksim’deki kurultayı havasında geçti. Belçika başbakanı Amerika’nın kölesi olmayacağını ilan edip Marksist yazar Gramsci’ye atıf yaptı, Kanada Başbakanı Mark Carney ise Trump’ın yıktığı kurallara dayalı dünya düzeninin en baştan itibaren yalan olduğunu itiraf etti. Çinli muhalif sanatçı Ai WeiWei’nin yıllar sonra memleketine dönüp Batı’yı eleştirmesi ve Çin’i övmesi de aynı hikayenin bir parçası. Trump, dünyayı çok derin bir uykudan uyandırdı. Davos’taki bu butik komünist ayaklanmanın ardında çok büyük bir küresel değişimin ayak sesleri var.

    Kırmızı çizgi yine Suriye

    2013 yılında Öcalan ziyareti öncesinde Sırrı Süreyya Önder, Başbakan Tayyip Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu 3 saatlik görüşmede Başbakan kendi kırmızı çizgilerini ve yaklaşımlarını anlatarak özetle şu mesajı veriyor: “Türkiye’de her türlü uzlaşmaya varım. Her fedakarlığı da yaparım. Ancak Suriye’de özerk bir Kürt varlığını kabul edemem.”

    Oyun, set, maç: Zeynep Sönmez

    Zeynep Sönmez, Avustralya Açık ana tablosunda elemelerden gelerek aldığı galibiyetlerle bu seviyede kalıcı olabileceğini açık biçimde gösterdi. Sahadaki oyunu ve maç ritmi, bu başarının bir sürpriz değil, hazırlığın sonucu olduğunu ortaya koydu. Korttaki atmosfer ve tribün desteği, bu performansın karşılıksız olmadığını gösterdi. Zeynep Sönmez artık Grand Slam sahnesinde ciddiye alınması gereken bir oyuncu.

    Sahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek

    Türkiye’de de yeni barış süreci, ufku “alandaki gerçekler”le sınırlı olan her cenahın dar görüşlüleri tarafından yanlış yorumlanıyor. Oysa anlamak mümkün. Bunun için pencereyi Türkiye’nin “terörden temizlenmesinden” veya Halep’in iki mahallesindeki “kazanımlardan” fazlasını görecek şekilde genişletmek, meseleye daha yukarıdan bir yerden bakmak gerekiyor.

    Kürt çözümünde ve Suriye’de neler oluyor?

    Şu açık: Rüzgar Kürtlerden ve isteklerinden yana esmiyor. Öcalan’ın yaşam alanı darlaşması tespiti ve yeni imkanlar üretmek stratejisi onlar bakımından doğru görünüyor.

    Siyasetçi kalmak zorunda mıyız?

    Bazen şu soruyu kendimize sormalıyız: Siyasetçi kalmak zorunda mıyız? Bu soru, “siyaseti terk edelim” çağrısı değil, siyasetin ölçüsünü hatırlatma çabasıdır. Çünkü siyaset, ahlaki bir imkan olmaktan çıkıp bir “varoluş garantisi”ne dönüştüğünde; insan, siyasetin içinde kaldığı için değil, siyasetin içinde kaldığını sandığı için kendini kaybeder.

    Dijital imzalar kurumadan..

    Bundan sonra Türkiye, kendi sürecini kurtarmaya bakmalı. Bunun için de acil olarak kendi vatandaşı olan Kürtlerle konuşan liderlere ihtiyacımız var. Şu anda esas olarak Türkiye’deki Kürtlerin ülkeye bağlılık hissinin tazelenmesi gerekiyor. Bunun için çok fazla duygusal yatırım yaptıkları Suriye’de Kürtlerin haklarının garantisi olacağını gür sesle söyleyen bir Ankara’yı duymak isteyeceklerdir. Her şeyin askeri ve istihbari çözümü yok. Rojava ve SDG deneyimi bunun en son örneği oldu. Devlet yönetme sanatının temeli rıza kazanmaktır. Ankara’da herkes bunu birbirine hatırlatsa iyi olur.

    Aradığınız dünya düzenine şu anda ulaşılamıyor, yenisi doğunca tekrar deneyin!

    Yeni sistemin güçler dengesi ayağında ne gibi ipuçlarımız var? Beyaz Saray’dan gelen bazı sinyaller Trump’ın Düvel-i Muazzama nostaljisi olduğunu gösteriyor. Seçildikten bu yana Çin ve Rusya’ya ABD’nin geleneksel müttefiklerinden (gayrı resmî imparatorluğun sadık tebaasından) çok daha nazik davranıyor. Bazılarına göre Trump, büyük güçleri birer emlak imparatorluğuna benzetiyor. Emlak zenginleri gerekirse aralarında anlaşmalar, pazarlıklar yapıyor, ama kendi imparatorluklarını da diledikleri gibi yönetiyor.

    Şam yönetimi ve Kürtler

    Ankara'nın uzlaşı söyleminin inandırıcılığı, sahadaki gerçeklikle zayıflıyor. Kürtleri pasifize edip, askeri teslimiyet denklemine sıkıştırmayı hedefleyen siyaset istikrar sağlamaz. Kürtleri yok sayan her adım barış sürecini etkiler.

    Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılında

    Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılındayız. 19 Ocak, Türkiye’nin belleğinde yalnızca bir suikastın tarihi değil, birlikte yaşama ihtimalinin, her yıl yeniden sınandığı bir eşik. İstanbul’da, Sebat Apartmanı’nın önünde bir araya gelmek artık “Buradayız” demenin, suskunluğa karşı yeniden söz kurmanın yolu.

    Buyurun tekrar çözüm sürecine…

    Bu, faturası çözüm süreci ve Türkiye’ye çıkarılacak bir final değil.Aksine, çözüm sürecinin önünde en büyük taş az hasarla yoldan kaldırılmış oldu. Suriye’de beşeri coğrafya, silahla zorla elde tutulan coğrafyaya baskın geldi. 10 Mart Mutabakatı’na SDG’nin eli güçlüyken uyulması için talimatlar vermiş İmralı’nın eli güçlenecektir. Suriye’deki doğal ve beşeri çözüm, Türkiye’deki çözüm sürecinin ivmesini hızlandırır.

    Beleş hamaset, boş balon

    Maalesef çoğu kişi tatlı yalanları acı gerçeklere tercih ediyor. Tatlı olduğu için yalana karşı kendini savunmasız bırakan bu tür kitleler doğal olarak fırsatçı demagogların eline düşerler.

    Adliyelerde “Ev Sahibi-Kiracı” çatışması

    İstanbul Anadolu Adliyesi’nde bir savcının silahından çıkan kurşunlar, yalnızca bir yaralanma olayını değil; yargı sistemindeki derin mülkiyet ve statü tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Kaderin cilvesi bu ya; ceza yoluyla ıslah edilmeye çalışılan bir hükümlü, ıslahla görevlendirilen aktörlerden birini fiilen ıslah etmek zorunda kaldı. Çoklu baro sisteminden savunma makamına örülen barikatlara kadar uzanan bu süreç, yargının bir bacağını kırma çabasının açık bir yansımasıdır. İktidarın tahakküm altına alamadığı savunma, adeta kendi evinde “kiracı” mahcubiyetine itilmek isteniyor. Oysa bilinmelidir ki; avukatlar adliyelere çekirdek çitlemeye gitmiyor!

    Kiralık Aile: Kendimize anlattığımız hikayeler ne zaman gerçek olur?

    Film, bir de belki, günümüzün toplumsal rolleri hakkında samimi bir sorgulamaya yol açtığı için bize iyi hissettiriyor. Yalnız hissediyorsan yalnız değilsin ya da yalnız değilken de yalnızsın. Karışık mı? O zaman, içinde yaşadığınız/karşılaştığınız toplumsal rolleri bir düşünün: Hangisi gerçek, hangisini kısmen ya da tamamen, isteyerek ya da istemeden giyindiniz ya da aldınız kabul ettiniz? Siz gerçekten her an kanıtlamaya çalıştığınız o fedakar insan mısınız yoksa bu rolü oynamamanın bedelini ödemeye gücünüz yetmiyor mu?

    Kendi kafasıyla düşünmek

    Bana göre okumak kurmaca dışı, inceleme eserler söz konusu olduğunda böyle olabilir belki oysa edebi eserler tam aksine bütünüyle bizim yönetmemize izin veren metinlerdir. Dolayısıyla, kendi düşüncelerimiz kuruduğunda değil tam tersine en canlı halindeyken bunu yapmak ve sürdürmek gerekir -kurumaması için tam da! Bu, insanın üstat otoritelerinden sıyrılması ve Schopenhauer’in de çok önemle vurguladığı “kendi kafasıyla düşünebilmesi” için oldukça mühimdir. Başka bir ifadeyle, insanın düşünebilmek için bilgiye, hikâyeye ve veriye ihtiyacı vardır.

    “Bir ağacın kendisi değil mânâsı olmak”

    Bu yıl da 15 Ocak’da andık Nâzım’ın doğum yıldönümünü. Görevdeyken gözaltına yahut Adalet Bakanı’nın deyişiyle -iki polisin kolunda- “ifadeye” alınan, hakkında “5 yıl 3 aya kadar” hapis istenen TÜSİAD Başkanı Orhan Turan da andı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”la suçlanan Turan aynı gün görevini Nâzım’ın “Dâvet”i, dizeleriyle devretti: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür /Ve bir orman gibi kardeşçesine”… Ama o günü öyle “idrak ettik” mi bilemiyorum.

    Furkan günleri ve fitne zamanları

    Bütün çözümleri sopayla arayan İttihatçılar, yoldaşları Arnavutların önce gönlünü kaybetmişti. Bugün elindeki iktidar gücüyle herkesi sorgu suale çeken Ahmed Rızalara değil, herkese nasihat eden Ahmed Naimlere ihtiyaç var. Çünkü Kuran’ı Kerim’de bahsedilen Furkan gününde değil, hadiste bahsedilen fitne zamanlarındayız. O zamanlarda ne yapılması gerektiğini de en iyi İslamcılar bilirler.

    3000 Gün: Adaletin bekleme odasında bir ömür

    Osman Kavala 3000 gündür hapiste... Ölüm döşeğindeki annesine hasret geçen, sevdiklerine dokunamadığı, mevsimlerin kokusunu alamadığı 3000 gün. Ama tarih bize şunu öğretiyor: Duvarlar ne kadar yüksek, süreler ne kadar uzun olursa olsun; "haysiyet" her zaman zorbalığı yener. 3000 gün… Bu sayı, Kavala’nın sabrının değil yalnız; bizim utancımızın, suskunluğumuzun, "bana dokunmayan yılan" kolaycılığımızın da ölçüsüdür. Çünkü bir ülkede bir insanın hayatı, "örnek olsun" diye rehin alınabiliyorsa; aslında herkesin hayatına bir gölge düşmüştür.

    Buzda ateş dansı: Dünyanın Trump’a yapamadığını Minnesotalı anneler nasıl başardı?

    Trump, için dünya evde bunaldığı zaman keyfince sıkabileceği bir stres topu. Keyfine göre yatağından devlet başkanı kaçırıyor, Grönland’ı tehdit ediyor; fakat Minnesota’daki protestoculara sözünü geçiremiyor. Göçmen polisi ICE’nin üç çocuk annesi Reene Good’u arabasında katletmesi üzerine Trump karşıtı eylemler daha da alevlendi. Trump’ın amacı, Demokrat Partili şehirlerde kaosu arttırmak ve olağanüstü İsyan Yasası’nı devreye sokarak orduyu sokağa çıkarmak, muhaliflerinin üstüne salmak. Ne trajik ki, dünyadaki kaosun sebebi de çözümü de Amerika’daki Trump’a karşı verilen demokrasi kavgası. Bu kavganın en büyük neferleri de çocuklarını okuldan eve, evden buz hokeyi kurslarına taşıyan helikopter anneler.