TÜM YAZARLAR

Devamı

    Aradığınız dünya düzenine şu anda ulaşılamıyor, yenisi doğunca tekrar deneyin!

    Yeni sistemin güçler dengesi ayağında ne gibi ipuçlarımız var? Beyaz Saray’dan gelen bazı sinyaller Trump’ın Düvel-i Muazzama nostaljisi olduğunu gösteriyor. Seçildikten bu yana Çin ve Rusya’ya ABD’nin geleneksel müttefiklerinden (gayrı resmî imparatorluğun sadık tebaasından) çok daha nazik davranıyor. Bazılarına göre Trump, büyük güçleri birer emlak imparatorluğuna benzetiyor. Emlak zenginleri gerekirse aralarında anlaşmalar, pazarlıklar yapıyor, ama kendi imparatorluklarını da diledikleri gibi yönetiyor.

    Şam yönetimi ve Kürtler

    Ankara'nın uzlaşı söyleminin inandırıcılığı, sahadaki gerçeklikle zayıflıyor. Kürtleri pasifize edip, askeri teslimiyet denklemine sıkıştırmayı hedefleyen siyaset istikrar sağlamaz. Kürtleri yok sayan her adım barış sürecini etkiler.

    Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılında

    Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılındayız. 19 Ocak, Türkiye’nin belleğinde yalnızca bir suikastın tarihi değil, birlikte yaşama ihtimalinin, her yıl yeniden sınandığı bir eşik. İstanbul’da, Sebat Apartmanı’nın önünde bir araya gelmek artık “Buradayız” demenin, suskunluğa karşı yeniden söz kurmanın yolu.

    Buyurun tekrar çözüm sürecine…

    Bu, faturası çözüm süreci ve Türkiye’ye çıkarılacak bir final değil.Aksine, çözüm sürecinin önünde en büyük taş az hasarla yoldan kaldırılmış oldu. Suriye’de beşeri coğrafya, silahla zorla elde tutulan coğrafyaya baskın geldi. 10 Mart Mutabakatı’na SDG’nin eli güçlüyken uyulması için talimatlar vermiş İmralı’nın eli güçlenecektir. Suriye’deki doğal ve beşeri çözüm, Türkiye’deki çözüm sürecinin ivmesini hızlandırır.

    Beleş hamaset, boş balon

    Maalesef çoğu kişi tatlı yalanları acı gerçeklere tercih ediyor. Tatlı olduğu için yalana karşı kendini savunmasız bırakan bu tür kitleler doğal olarak fırsatçı demagogların eline düşerler.

    Adliyelerde “Ev Sahibi-Kiracı” çatışması

    İstanbul Anadolu Adliyesi’nde bir savcının silahından çıkan kurşunlar, yalnızca bir yaralanma olayını değil; yargı sistemindeki derin mülkiyet ve statü tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Kaderin cilvesi bu ya; ceza yoluyla ıslah edilmeye çalışılan bir hükümlü, ıslahla görevlendirilen aktörlerden birini fiilen ıslah etmek zorunda kaldı. Çoklu baro sisteminden savunma makamına örülen barikatlara kadar uzanan bu süreç, yargının bir bacağını kırma çabasının açık bir yansımasıdır. İktidarın tahakküm altına alamadığı savunma, adeta kendi evinde “kiracı” mahcubiyetine itilmek isteniyor. Oysa bilinmelidir ki; avukatlar adliyelere çekirdek çitlemeye gitmiyor!

    Kiralık Aile: Kendimize anlattığımız hikayeler ne zaman gerçek olur?

    Film, bir de belki, günümüzün toplumsal rolleri hakkında samimi bir sorgulamaya yol açtığı için bize iyi hissettiriyor. Yalnız hissediyorsan yalnız değilsin ya da yalnız değilken de yalnızsın. Karışık mı? O zaman, içinde yaşadığınız/karşılaştığınız toplumsal rolleri bir düşünün: Hangisi gerçek, hangisini kısmen ya da tamamen, isteyerek ya da istemeden giyindiniz ya da aldınız kabul ettiniz? Siz gerçekten her an kanıtlamaya çalıştığınız o fedakar insan mısınız yoksa bu rolü oynamamanın bedelini ödemeye gücünüz yetmiyor mu?

    Kendi kafasıyla düşünmek

    Bana göre okumak kurmaca dışı, inceleme eserler söz konusu olduğunda böyle olabilir belki oysa edebi eserler tam aksine bütünüyle bizim yönetmemize izin veren metinlerdir. Dolayısıyla, kendi düşüncelerimiz kuruduğunda değil tam tersine en canlı halindeyken bunu yapmak ve sürdürmek gerekir -kurumaması için tam da! Bu, insanın üstat otoritelerinden sıyrılması ve Schopenhauer’in de çok önemle vurguladığı “kendi kafasıyla düşünebilmesi” için oldukça mühimdir. Başka bir ifadeyle, insanın düşünebilmek için bilgiye, hikâyeye ve veriye ihtiyacı vardır.

    “Bir ağacın kendisi değil mânâsı olmak”

    Bu yıl da 15 Ocak’da andık Nâzım’ın doğum yıldönümünü. Görevdeyken gözaltına yahut Adalet Bakanı’nın deyişiyle -iki polisin kolunda- “ifadeye” alınan, hakkında “5 yıl 3 aya kadar” hapis istenen TÜSİAD Başkanı Orhan Turan da andı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”la suçlanan Turan aynı gün görevini Nâzım’ın “Dâvet”i, dizeleriyle devretti: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür /Ve bir orman gibi kardeşçesine”… Ama o günü öyle “idrak ettik” mi bilemiyorum.

    Furkan günleri ve fitne zamanları

    Bütün çözümleri sopayla arayan İttihatçılar, yoldaşları Arnavutların önce gönlünü kaybetmişti. Bugün elindeki iktidar gücüyle herkesi sorgu suale çeken Ahmed Rızalara değil, herkese nasihat eden Ahmed Naimlere ihtiyaç var. Çünkü Kuran’ı Kerim’de bahsedilen Furkan gününde değil, hadiste bahsedilen fitne zamanlarındayız. O zamanlarda ne yapılması gerektiğini de en iyi İslamcılar bilirler.

    3000 Gün: Adaletin bekleme odasında bir ömür

    Osman Kavala 3000 gündür hapiste... Ölüm döşeğindeki annesine hasret geçen, sevdiklerine dokunamadığı, mevsimlerin kokusunu alamadığı 3000 gün. Ama tarih bize şunu öğretiyor: Duvarlar ne kadar yüksek, süreler ne kadar uzun olursa olsun; "haysiyet" her zaman zorbalığı yener. 3000 gün… Bu sayı, Kavala’nın sabrının değil yalnız; bizim utancımızın, suskunluğumuzun, "bana dokunmayan yılan" kolaycılığımızın da ölçüsüdür. Çünkü bir ülkede bir insanın hayatı, "örnek olsun" diye rehin alınabiliyorsa; aslında herkesin hayatına bir gölge düşmüştür.

    Buzda ateş dansı: Dünyanın Trump’a yapamadığını Minnesotalı anneler nasıl başardı?

    Trump, için dünya evde bunaldığı zaman keyfince sıkabileceği bir stres topu. Keyfine göre yatağından devlet başkanı kaçırıyor, Grönland’ı tehdit ediyor; fakat Minnesota’daki protestoculara sözünü geçiremiyor. Göçmen polisi ICE’nin üç çocuk annesi Reene Good’u arabasında katletmesi üzerine Trump karşıtı eylemler daha da alevlendi. Trump’ın amacı, Demokrat Partili şehirlerde kaosu arttırmak ve olağanüstü İsyan Yasası’nı devreye sokarak orduyu sokağa çıkarmak, muhaliflerinin üstüne salmak. Ne trajik ki, dünyadaki kaosun sebebi de çözümü de Amerika’daki Trump’a karşı verilen demokrasi kavgası. Bu kavganın en büyük neferleri de çocuklarını okuldan eve, evden buz hokeyi kurslarına taşıyan helikopter anneler.

    İran’da isyanın geldiği nokta

    İran sokaklarında yükselen ses, on yıllardır biriken adalet, özgürlük ve onur talebinin sesi. İran’ın farklı şehirlerinden, sınıflarından ve kimliklerinden gelen geniş koalisyon, dünyaya, bambaşka bir yaşamın mümkün olduğunu hatırlatıyor. 21'inci yüzyılda, İran gibi büyük bir ülke, dogmatik öğretilerle yönetilemez. Bu rejim, bir süre daha ayakta kalabilir. Ama bence geleceği olmayan bir rejim.

    Bavyera’nın isyanı: Söder Almanya haritasını değiştirmek istiyor

    Söder, Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesinden sonra yeniden kurulan beş doğu eyaletinin (Brandenburg, Mecklenburg-Vorpommern, Saksonya, Saksonya-Anhalt, Thüringen) ayrı ayrı varlığını sağlıklı bulmuyor. Bunların birleşmesini savunuyor. Saksonya, Saksonya-Anhalt ve Thüringen’in tek bir “Mitteldeutschland” (“Orta Almanya”) eyaleti altında toplanabileceği fikri etrafındaki tartışma, Almanya’nın doğusunda soğuk rüzgarlar estirdi. Bu teklif, Bavyera'nın zenginliğinden gelen o meşhur "üstten bakan" tavrının bir yansıması olarak görülüyor.

    Kırık bir ayna ve kaybolan suret: Dindarlık ve iyilik üzerine bir yüzleşme

    Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan’ın "Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız" ifadesi, basit bir siyasi temenni olarak okunup geçilemez. Bu cümle, aslında derin bir yarılmanın, farkında olunsun ya da olunmasın, toplumsal bilinçaltına sızmış bir çöküşün itirafıdır. Bu çıkışı yargılamak yerine kıymetli bulmak gerekir. Zira en koyu karanlıkta bile birinin "ışık sönüyor" demesi, gerçekliğe olan bağın henüz tamamen kopmadığını, vicdan kırıntılarının hala bir yerlerde titreştiğini gösterir.

    İran halkının isyanı ve İsrail

    Avrupa, son bir yılda Gazze konusunda gösterdiği yüksek sesli tepkiyi, İran için aynı ölçekte tekrarlamıyor. Çünkü şu anki İran Rejimi’nin zayıflaması, İsrail’in yararına. Avrupa Solu da İsrail’in kazançlı çıkmasını istemiyor. Dolayısıyla, Avrupa Solu, İran’daki protestoculara dönük bir dayanışma ortaya koyma noktasında tereddüt gösteriyor. Gazze, Avrupa Solu’nun zihin dünyasında merkezi bir konuma yerleşmiş durumda. Ancak İran konusunda Avrupa’nın sesi kısık.

    Rojava hayali ve hayalkırıklığı

    Esad’ın devrilmesiyle Rojava’yı bir hayal olarak var eden parametrelerin neredeyse hepsi değişti. Sahadaki radikal değişimi yanlış okumanın sonu da Suriye ordusunun askeri müdahalesine karşı sessiz kaldığı için Haseke’deki ABD üssünün demir kapılarını tekmelemek oldu. Ortadoğu’da artık her yer direniş devri kapanıyor, her yer müzakere devri açılıyor.

    Tecavüz edilesi uluslararası hukuk

    Maduro’nun kaçırılması dünyada çokça tepkiyle karşılandı; öyle ki eline Venezuela bayrağı alıp sokağa çıkan, “uluslararası hukuk nerede?” diyen anarşistler bile gördük. Uluslararası hukuk dendiğinde benim aklıma New York City’nin Doğu Yakası’nda yaşayıp 14 yıl boyunca Michelin yıldızlı Daniel’de akşam yemeklerini yiyerek sürdürdüğü hayatı, rejimin bir gün ansızın çökmesiyle nihayete eren ve şu aralar Rusya’da politik mülteci olan, Esad rejiminin BM eski daimî temsilcisi Beşar Caferi geliyor.

    Halep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?

    SDG içinde 2021’den beri süren ayrışma Halep’te görünür oldu. Sonuç; hendeklerdeki gibi hiçbir başarı ihtimali olmayan, halkın direnişe katılmayıp terk ettiği kuşatılmış bir şehirde “direndik, teslim olmadık” cümlesi için yitirilmiş hayatlar… Artık Batı’da da etkili olmayan propagandalar… Elinin altındaki gücü ve kozlarını ve insan sermayesini beyhude direnişler için harcayan bir örgüt. Kürtlerin menfaatinin artık her yerde direniş değil, her yerde müzakere etmek olduğu çok açıkken üstelik. Tuhaf olanı Türkiye’de barışan Kürtlere burun kıvıranlar, yapma diyenler, direnen, savaşan Kürtlere bastır, pes etme diyorlar.

    Kül Sokağı’ndaki çam ağacına…

    Onat Kutlar son nefesini 31 yıl önce bugün, 11 Ocak 1995’de verdi. Külleri faili meçhuller, kayıplar, katliamlarla kararan, kana bulanan 90’lı yıllardaki bombalardan birisi de onu yakaladı. Onun dizelerinden de miras kalan “kül”, bana otuz yıl önce “Kül Sokağı” köşemde yıllarca yazdığım yazıları da hatırlatıyor. Eski kadınların gece ocaktaki ateş küle döndüğünde kalan korları özenle küle gömmelerini de… Ki ertesi sabah üflediklerinde yeniden alevlensin ateş. Hepsi bugünün “külü”nü de üflüyor.

    Grönland’ın fethi: Ya Trump Sultan karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimizse?

    Trump, Maduro ve Venezuela’dan sonra gözünü Danimarka Krallığı’na bağlı Grönland’a çevirdi. Kendini dünyanın kralı olarak gören ABD başkanı, Grönland’ı satın almak, Danimarka kabul etmezse işgal etmek istiyor. Danimarka’nın sistematik asimilasyon politikaları altında yıllardır sömürülen Grönland halkı ise Trump’ın başlattığı bu küresel yangını bir fırsata çevirip bağımsızlıklarını ilan etme derdinde. 57 bin Grönlandlı, bu kaosu tarihi bir fırsata çevirirse bu tüm dünyaya örnek bir strateji dersi olabilir. Ne de olsa Trump karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimiz.

    Halep’ten duyulan silah sesleri

    Orhan Miroğlu, Mardinli. Ömrü Kürt meselesinin barışçı çözümü için uğraşmakla geçti. Kürt Hareketinin simge isimlerinden Musa Anter’in yeğenidir. Bölgede yaşayan aydınların kaderini paylaştı. 50...

    Sözün hükmü, gücün cazibesi

    Dün şahit olduğumuz, muhalefet saflarından iktidar bloğuna dahil olma seremonisinde büyük bir vuslata ermişçesine sahnelenen davranışlar ve kurulan cümleler, basit bir siyasi yer değiştirmeden çok, derin bir sosyolojik ve kültürel "ruh halini" ifşa etmektedir.

    Bu işlere şaşırmak iyi mi, kötü mü?

    Trump, başkan kaçırmakla yetinmiyor; kendi ordusuna methiyeler düzüyor, siyaset–güç–silah arasındaki ilişkileri hâkim değer ilan ediyor. “Venezuela’yı ben yöneteceğim” havasında. Küba ve Kolombiya’yı tehdit ediyor. Danimarka toprağı Grönland için “Orası bize lazım, nadir madenler var; alacağız orayı” diyor. Ulusal Güvenlik Belgesi’nde Batı Yarımküresi’nin sahibinin ABD olduğu imaları bulunuyor.

    Onlarınki bir aşk hikayesi mi?

    Venezuela’dan Türkiye’ye uzanan siyasi manzarada, yönetme veya yönetime dâhil olma arzusu ile insanlık onuru arasındaki makasın nasıl açıldığına günbegün şahit oluyoruz. Siyasal aşkın yerini “siyasal ticarete” bıraktığı bu düzlemde; partiler arası geçişler ya da medet umulan dış güçler sadece meşruiyet kaybını derinleştirir. Çünkü siyasetin koridorlarında rehin verilen onur çıkarlara tahvil edildiğinde; geriye ne dava ne de inanç kalır. Oysa gerçek sadakat menfaatin bittiği yerde başlar; bunun dışındaki her kurgu, üzerine pazarlık gölgesi düşmüş kirli bir dekordan ibarettir.

    Halep’te çatışma, Paris’te görüşme ve Almanya’da çıkan bir gazete…

    Yani SDG-Şam mutabakatı, İsrail-Şam mutabakatıyla birbirine bağlanmış gibi görünüyor. Kürt kamuoyu bu iddiayı bir devlet propagandası olarak görse de Suriye-İsrail-Türkiye arasında Suriye merkezli güç mücadelesini SDG’nin bir fırsat olarak gördüğü, İsrail’in de Dürziler ve SDG meselesini Türkiye ve Suriye’ye karşı bir kart olarak kullanmak istediği bir saha gerçeği artık.

    Sanki askeri operasyon değil iPhone lansmanı

    Operasyon, rejim değişikliğini, bir “teknoloji”, bir “paket çözüm” ve ihraç edilebilir bir “ürün” gibi dünyanın önüne koydu. Bundan sonra da gücü yetenler bu “ürün”den yararlanabilirler. Siyaset de ahlak ve hukuk tartışması olmaktan çıkıp “ürün” uygulama yarışına dönüşüyor. 2000’ler ve 2010’lar boyunca Washington’un da katkısıyla çeşitli ülkelerde gerçekleşen toplumsal dönüşümlere dair bir tanımlama vardır: “Renkli devrim.”

    Hukuk enkazı ve deprem dosyalarında infaz popülizmi

    Herkes kendi vicdanına sorsun: İmar Affından faydalanmış ve yıkılarak can kaybına neden olmuş bir binada hiçbir açılma gözlenmemiş etriyeyi 135 derece yapmamış diye normatif anakronizmle cezalandırılan şantiye şefi mi daha suçludur, imar affına olur verenler mi?

    Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor

    Dünya değişti. Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor. Bir inkılabın içinde değilsek eğer, eşiğindeyiz. Yasa yasama yapamadığı için hasta ve yasta. Peki, yasanın yerini ne alacak?

    “Olmazlar” değil “Olurlar”

    DEM Parti Eşgenel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yaptığı uyarı ve verdiği mesaj mühim. Bakırhan, ezcümle “olmazları değil olurları konuşalım” diyor O halde bu Komisyon için “Olurlar” neler olabilir? Silah bırakmayı mümkün kılacak bir yasa önerisi ve ülkenin önüne bir demokratikleşme perspektifi koyan bir rapor hazırladığında Komisyon asli vazifesini yerine getirmiş olur.